9 Ekim 2018 Salı

Fil Vakası 1


Peygamberimizin doğumuna yakın bir zamanda Yemen şehrinde Ebrehe adında bir vali vardı. Hristiyan olan Ebrehe, hac mevsiminde insanların hacca gitmeye hazırlandıklarını görünce:

- Bu insanlar nereye gidiyor, diye sordu.
- Mekke'deki Kabe'yi ziyarete gidiyorlar, dediler.
- Kabe, neyden yapılmıştır, diye sordu.
- Taştan yapılmıştır, dediler.
- Onun üzerine ne örtülmüştür, dedi.
- Buradan giden çizgili ince Yemen kumaşı örtülmüştür, dediler. Bunun üzerine insanların Kabe'ye gitmelerini çekemeyen Ebrehe:
- Bu ev (Kabe), taştan yapılmış ve Yemen alacası ile örtülmüştür. Ben size Kabe'den daha güzelini yapacağım, diyerek Yemen'in başşehri San'a'da büyük bir kilise yaptırdı. Beyaz, kırmızı, sarı ve siyah su mermerlerinden yaptırdığı kiliseyi altın ve gümüşlerle süsledi.

Kapılarını altınlarla, Cerup denilen süslü taşlarla ördü. Taşların aralarına burçlara benzeyen ve birbiri içine girmiş üçgen şeklinde ve farklı renklerde taşlar koydu. Kilisenin bütün duvarlarını kalın kalın ağaçlarla böldü. Kiliseyi tamamlayınca da insanların burayı ziyaret etmeleri için her tarafa emirler gönderdi. Arapların Kabe'den vazgeçerek burayı ziyaret edeceklerini ve buranın bir ticaret merkezi olacağını düşünmüştü. Fakat yanılmıştı...

O, insanlar gelip ibadet yapsınlar ve şehri şenlensin diye kilise yaptırmış, ancak kimse bu kiliseye değer vermemişti. Araplar, çok öncelerden Mekke'ye gelip Kabe'yi ziyaret ettiklerinden yeni yapılan bu kiliseye gitmeyi kendilerine hakaret saydılar. Hatta içlerinden bir tanesi geceleyin gizlice kiliseye girerek orayı pisledi. Bunun haricinde bir Arap kafilesinin kilise etrafında yaktığı ateş, rüzgarın etkisiyle kiliseye ulaşmış ve kilisede yangın çıkmıştı.
Ebrehe, bunun gibi bir çok hadiseyi duyunca çok kızmış, adeta küplere binmişti. "Araplar, bunu Kâbelerinden yüz çevirttiğim için yapıyorlar. Ben de onların Kabe'sinde taş üstünde taş bırakmayacağım " diye yemin etti.


Hemen kumandanlarına haber vererek altmış bin kişilik büyük bir ordu hazırlattı. Düşüncesi, Kabe'yi yıkmaktı.

Burayı yıkarak hem Mekkelilere büyük bir ders vermiş olacak, hem de Kabe yıkılınca insanlar ibadet yeri olarak yaptırdığı kiliseye yöneleceklerdi.
Kumandanlar orduyu hazırlamışlardı. Ordunun önünde büyük filler vardı. Ebrehe, bu filler sayesinde ordunun önünde hiçbir kuvvetin dayanamayacağını düşünüyor, gururlu bir şekilde hareket ediyordu.
Fillerin en büyüğü ve en kuvvetlisi olan Mahmud isimli fil, çok ihtişamlı bir şekilde ilerliyordu. Bu filin bir benzeri yeryüzünde yoktu. Dağ gibi sabit ve yerinden oynamaz bir hayvandı. Ebrehe, bunu görünce daha da gururlanıyor ve artık Mekkelilerin sonunun geldiğini düşünüyordu. Ordu büyük bir hızla Mekke'ye doğru yol alıyordu.

Ebrehe'nin büyük bir orduyla hareket ettiğini duyan Mekke halkı korkuya kapılmıştı. Bu orduya karşı koyacak güçleri yoktu ama kutsal saydıkları Kabe'yi de korumaları gerekiyordu.
Bunun için Ebrehe'nin karşısına çıkmışlar, ancak çekilmek zorunda kalmışlardı. Ebrehe ve ordusu, önüne gelenleri korkunç bir şekilde ezip geçiyordu. Ebrehe'nin karşısına çıkanların bir kısmı canlarını zor kurtardılar, bir kısmı esir düştü.


Ebrehe, gelip geçtiği yerleri yağma ediyor, önüne çıkan ne varsa ele geçiriyordu. Askerler koyun, kuzu, deve, at ne bulurlarsa Ebrehe'ye götürüyorlardı.
Yağmalanan mallar arasında o sırada Kureyş'in reislerinden olan Peygamber Efendimizin dedesi Abdülmuttalib'in develeri de bulunuyordu.



Ebrehe, elçilerinden birini Mekke'ye göndererek şehrin ileri gelen kişisini, liderini getirmesini istedi.

Gönderirken de ona;
- Benim sizinle bir derdim yok, sizinle savaşmak için gelmedim. Benim maksadım şu Kabe'yi yıkmaktır. Bana karşı koymaya kalkmazsanız benden size bir zarar gelmez, diye söyle. Eğer bana karşı koymayı düşünmüyorsa bana getir, dedi.

Elçi, Mekke'ye vardığında kendisine Abdülmuttalib'i gösterdiler. Elçi, Abdülmuttalib'in yanına giderek Ebrehe'nin kendisine emrettiği şeyleri söyledi.

Abdülmuttalib:
- Biz, onunla savaşmak istemeyiz. Zaten buna gücümüz yetmez. Bu Beyt, Allah'ın evidir. Onu, ancak Allah korur, dedi.

Bunun üzerine elçi Abdülmuttalib'i Ebrehe'nin yanına götürdü. Elçi ve yanındakiler, Ebrehe'ye:

- Ey hükümdar! Arapların efendisi, lideri geldi. Kendisi, Arapların şerefçe en üstünü ve en büyüğüdür. O, şehirlerde insanları, dağ başlarında da vahşi hayvanları, kurtları, kuşları doyurur, insanlara bol bol ihsanlarda bulunur, diyerek Abdülmuttalib'i tanıttılar.
Nur yüzlü, aksakallı, olgun bir insan olan Abdülmuttalib, Kabe'yi düşünmüyordu. Çünkü Kabe'nin sahibi Hazreti Allah'tı. Kabe'sini en güzel şekilde koruyacaktı. Onun için, korkusuzca Ebrehe'nin yanına gelmişti.

Ebrehe, iri yapılı, boylu poslu bu Kureyş'in reisini saygıyla karşıladı. Onu kendinden aşağı oturtmayı uygun bulmadı. Tahtından inerek mindere oturdu, Abdülmuttalib'i de yanına oturttu. Onun Kabe'yi yıkmaması için kendisine yalvarmaya geldiğini düşünmüştü. Ancak yanılmıştı. Tercüman vasıtasıyla Abdülmuttalib'e "Dileği, isteği nedir?" diye sormasını istedi.

Abdülmuttalib:
- Askerlerin buraya gelirken benim develerime el koymuşlar. Onları bana geri vermeni istiyorum, dedi. Ebrehe şaşırmış ve de kızmıştı:
- Seni görünce gözüme büyük gözükmüştün. Hoşuma gitmiştin, seni beğenmiştim. Fakat konuşmaya başlayınca gözümden düştün. Ben de Kabe'yi yıkmamam için bana ricaya geldiğini zannetmiştim. Oysa sen, develerinin peşine düşmüş, onları istemeye gelmişsin. Seni bana farklı anlatmışlar, deyince Abdülmuttalib tebessüm ederek, gayet sakin bir şekilde:
- Ben yalnızca develerin sahibiyim ve develerimi istiyorum. Kabe'nin sahibi ben değilim. Onun sahibi Hazreti Allah'tır. O, Kabe'sini en güzel şekilde korur, diyerek cevap verdi.

Ebrehe:
- O, beni Kabe'yi yıkmaktan alıkoyamaz, dedi. Abdülmuttalib:
- Orası, beni ilgilendirmez. İşte sen, işte o! Ben develerimi istiyorum, dedi.

Bu cevap karşısında şaşkınlığa düşen ve Kabe'yi bir an önce yıkmak isteyen Ebrehe, Abdülmuttalib'in develerini vererek onu yanından uzaklaştırdı. Abdülmuttalib, hayvanlarını aldı ve Mekke'ye götürdü.
Ebrehe'nin Kabe'yi yıkamayacağını çok iyi biliyordu.


Sevgili Peygamberimi Tanıyorum

Abdülkadir Fidan
(Çocuk Kitabı)


Yazının 2. bölümünü okumak için TIKLAYINIZ.

8 yorum:

  1. Hikaye heyecanlı yerde kesildi..🤔 Fil olayı öncesinde yaşananlar da ibret verici aslında..İlgiyle okudum,emeğinize sağlık..😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.

      Ebrehe ve ordusu için sonu hüsran tabi. Kabe-i muazzama'ya zarar veremedikleri gibi, kuşların attıkları taşlarla hepsi helak olup gittiler.

      Sil
  2. nasıl yıkamamış neler olmuş kabeye saldırınca.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onu da başka bir kıssada mı diyelim? :)

      Sil
    2. Yazıyı hazırlıyorum. :)

      Sil
  3. Zaman değişiyor, olaylar değişiyor, zulüm değişmiyor....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsan hiç değişmiyor değil mi? Sadece zulüm teknolojiye ayak uyduruyor.

      Sil

Fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürler.