3 Ekim 2018 Çarşamba

Ağlamayla Ölülere Azab




Salih el-Mürrî anlatıyor: «Bir cuma gecesi bir mezarlıkta uyudum. Rüyamda kabirlerin yarıldığını, ölülerin mezarlarından çıktığını halka halka olup oturdukları, kendilerine ağızları kapalı tabaklar sunulduğu, içlerinden bir gence çeşitli azablar yapıldığını gördüm.

Bu gence yaklaştım ve dedim ki:
- Ey genç durumun nedir? Şunlar içerisinde neden azab görüyorsun?

Genç:
-  Ey sâlih sana vereceğim vazifeyi Allah için yerine getir, emâneti mahalline ulaştır, benim garipliğime acı. Belki sayende Allah bana bir kurtuluş kapısı açar, dedi ve şöyle devam etti:

- Ben ölünce annem, ölüler arkasından ücret mukabili ağlayan nevhazenleri (ağlayıcı kadınları) topladı. Onlar hergün figan ederek ağlarlarken ben de burada azab görüyorum. Annemin kötü davranışından ötürü ateş her yanımı kuşattı. Allah onun cezasını versin. Sonra genç ağlamaya başladı ben de ağladım. Müteakiben genç:

- Ey Sâlih Allah aşkına validemin yanına git. O falan yerde oturuyor, durumumu ona anlat, niçin çocuğuna azab ettiriyorsun de!.. Ey Anneciğim, ne fenasın! Beni yetiştirdin, kötülüklerden korudun, öldüğümde ise ateşe attın. Ey anneciğim, sen beni boynumda zincirler, ayaklarımda bukağılar olduğu halde azab gördüğümü, meleklerin beni, dövdüğünü, şu perişan halimi görse idin bana acırdın. Şayet nevhadan vaz geçmezsen Kaza Gününde aramızda hüküm verecek Allah'dır dedi, ağladı.

Sâlih Mürrî diyor ki: Ürpererek uyandım. Sabaha kadar heyecanla yerimde bekledim. Sabah olunca şehre gittim.. Tek düşüncem gencin anasının oturduğu evi bulmaktı. Sora sora nihayet evi buldum. Baktım kapı kapalı. İçeriden mersiyeler okuyarak ağlayan kadınların sesleri geliyordu. Kapıyı vurdum. İhtiyar bir kadın çıktı.
- Yabancı ne istiyorsun?
- Ölen gencin annesini, görmek istiyorum.
- Ne yapacaksın onu? O kederiyle başbaşa.
Ben:
- Onu bana gönder, oğlundan bir mektup var dedim. İhtiyar kadın içeri girdi. Biraz sonra anne geldi, üzerinde siyah bir elbise vardı. Ağlaya ağlaya, dövüne dövüne yüzü mosmor olmuştu.

Gencin annesi:
-Kimsin sen? Ne istiyorsun?

-  Ben Salih el-Mürrî'yim. Dün gece mezarlıkta gördüğüm rüyada oğlunla aramızda şöyle şöyle bir vak'a cereyan etti. Onu azablar içerisinde gördüm. Oğlun: Ey anneciğim beni yetiştirdin, kötülüklerden korudun, sonra ölünce cehenneme attın. Ağlamaktan vazgeçmezsen göklerin birbirinden ayrılacağı Hüküm Gününde aramızda hüküm verecek Allah'tır deyip ağlıyordu.

Kadın söylediklerimi duyunca bayılıp yere düştü. İfakat bulunca (kendine gelince) hüngür hüngür ağlamaya başladı ve:

- Ey benim aziz oğlum, durumunu bilsem böyle yapar mıydım? Allah'a tevbe ediyorum dedi. Sonra içeri girdi, nevhazenleri dağıttı, elbisesini değiştirdi. Bana bir çıkın altın çıkarıp verdi ve:

- Ey Salih bunları oğlum namına (sadaka olarak) dağıt dedi. (Salih Mürrî devamla) diyor ki:

- Kadına Allah'a ısmarladık dedim, gittim paralarını tasadduk ettim. Ertesi hafta cuma gecesi -âdetim olduğu üzere- aynı mezarlığa gittim, yattım uyudum. Rüyamda mezardakilerin kabirlerinden çıktığını, yine halka halka oturduklarını, gökten kendilerine tabaklar indirildiğini, o gencin de güldüğünü, neşelendiğini, ona da bir tabak verildiğini gördüm. Genç beni görünce yanıma geldi ve:

- Ey Salih, Allah sana hayırlar versin. Allah benden azabı kaldırdı. Verdiğin sadakalar bana ulaştı dedi.

Ben:
- Ben o tabaklar neyin nesi? İçlerinde ne var?

- Onlar dirilerin ölülere gönderdikleri sadaka, Kur'an, dua gibi hediyelerdir. Her cuma gecesi bunlar ölülere indirilir ve «Bu falanın sana gönderdiği hediyedir», denilir. Ey Salih, anneme git, selâmımı söyle. Allah onu mükafatlandırsın. Yaptığı hayırlar bana ulaştı. Pek yakında yanıma geleceğini, hazırlıklı olmasını ilet. Salih el-Mürrî devamla diyor ki:

- Uyandım, bir kaç gün sonra gencin annesinin evine gittim. Kapının önünde bir na'ş (cenaze) vardı. Kimindir? bu diye sordum. O gencin annesinin na'şı dediler. Bilâhare namazını kıldım. Oğlunun yanına defnolundu. Her ikisine de dua ettim geri döndüm».


Kitabül-Kebâir

İmam Zehebî

10 yorum:

  1. Kendimizi tutamayıp sevdiklerimizin ardından ağıt yakıyoruz ama tadında bırakmak önemli. Allah'tan geldik. Allah'a geri döneceğiz. Bunu bilerek ağlamalıyız. Güzel hikayeydi. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kararında yaşamak lazım acıları da. Yoksa hem kendimize hem de başkalarına zarar veriyoruz.

      Ben de teşekkür ederim.

      Sil
  2. Anlamlı bir hikaye..Her şeyin fazlası zarar,azı kar'ardır..Emeğinize sağlık..✔🙂

    YanıtlaSil
  3. O kadar özel şeyler yazıyorsunuz ki... Güzel paylaşımınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Memnun oldum. Ben de teşekkür ederim.

      Sil
  4. Ne güzel bir hikaye paylaşım için çok teşekkürler..
    İnsanlar birazda toplum ne der baskısından karalar bağlamıyormu? toplum baskısı yüzünden na vakit gülüp ne vakit ağlayacağını yasını ne zamana kadar devam ettireceğini belirlemiyormu?
    Allah yerine toplumun yargılamasından cahilce düşünenlerden mutlu olmaya korkan insanlar var.
    Peygamberimiz oğullarını toprağa verirken, dağlara dönüp demiş ya, "siz bu acıyı yaşasanız un ufak olursunuz" diye. Kalbimize sığacak metaneti yine rabbim veriyor..
    Çokça şükrederek, bolca dua ederek doğru yolu bulmak en güzeli..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bazı yörelerde toplum baskısı var. İnşaallah islamiyeti tam manasıyla öğrenip yaşayanlardan oluruz.

      Ben de teşekkür ederim değerli yorumlarınız için.

      Sil
  5. çok güzel hikaye. ya baksanaa bunu daha önce koymuş muydun ki bloguna sankii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha önceki bloğuma koymuş olabilirim. Bunda yok sanırım. :)

      Sil

Fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürler.