30 Ağustos 2018 Perşembe

Niyet Ve Himmet


Camii Hanımlar Bölümü


Hikâye olunur:

Ebû Kasım Cüneyd (k.s.) hazretleri, buyurdular:
-"Ben camiye (Cuma namazı kılınan camiye) çok erken gittim o anda bir ses işittim:
"Ey Ebu'l-Kasım! Seni geçtiler!"

İkinci Cuma günü daha erken bir vakitte camiye gittim. Yine bir ses işittim:
-"Ey Ebu'l-Kasım seni geçtiler!"

Ben hep daha erken Cuma namazına gelmeye çalıştım. Hep aynı sesi işittim. Öyle ki sabahtan Cuma için namaza gittiğim oldu. Yine aynı sesi işittim:
-"Ey Ebu'l-Kasım seni geçtiler!"

Bunun üzerine ben, bu kadar erken Camiye geldiğim halde beni geçen kişinin kim olduğunu bana tarif etmesini Allâhü Teâlâ hazretlerinden istedim. Mihrâb tarafından gizliden şöyle bir ses geldi:
-"Camiye acele gelmekte seni geçen kişi, Camiden en son çıkan kişidir!"

O gün Cuma namazını kıldım. Ta ikindi namazına kadar camide oturdum.
Cemaat ile ikindi namazını da kıldım. Sonra insanların çıkmasını bekleyinceye kadar oturdum. Cemaatın sonunda çok yaşlı bir ihtiyar çıktı.
Hemen onun cübbesinden tuttum. Ve ona:
-"Ey şeyh! Sen cemaate ne zaman geldin?" diye sordum. O zat:
-"Zeval vaktinde geldim!" dedi. Ona:
-"(Ben ta sabah namazında geldiğim halde) sen hangi şeyle beni geçtin? Buna delâlet eden nedir?" diye sordum. O kişi:
-"Ey Ebu'l-Kasım! Ben Cami'den çıktığım zaman; o günkü gibi ertesi gün de Camide kalmaya niyet ediyorum!" dedi.

Ebû'l-Kâsım Cüneyd (k.s.) hazretleri buyurdular:
-“Bunun üzerine anladım ki, bu kişinin beni geçmesi, benden önce Camiye gelmiş olması değil; onun himmet ve niyetidir.”


RÛHU'L BEYAN
İsmail Hakkı Bursevî


28 Ağustos 2018 Salı

Sebat


Bank


"Bir mahalde sebat eden her yerdedir. Sebatsızca her yerde dolaşan hiçbir yerde değildir."



27 Ağustos 2018 Pazartesi

Allah (c.c.) Rızası İçin İlim Öğrenmek


Rahle


Süfyân-ı Sevri'yi (R.h.) mahzun gören arkadaşları sebebini sorduklarında:

«Biz insanlara ticaret vâsıtası olduk. Gelir biri bizden okur da gider, kadı, vali veya ünlü bir kahraman olur. İşte üzüldüğüm cihet budur.» diye cevâb vermiştir.



İHYA-U ULÛMİDDÎN (İlim Kitabı)
İmam Gazâli


25 Ağustos 2018 Cumartesi

Ölüm Hâli


Böğürtlen


Abdullah b. Amr b. As buyuruyor ki: Babam çoğu kez şöyle anlatırdı:

Şöyle bir kimseye şaşıyorum. Kendisine ölüm geliyor, aklı var, dili var, fakat anlatamıyor.

Nihayet, babamın kendisine de ölüm geldi. Şöyle dedim:
— Babacığım, hani sen şöyle derdin:
—  Şöyle bir kimseye şaşıyorum. Kendisine ölüm geliyor. Aklı var, dili var, fakat anlatamıyor.
Bunu hatırlatmakla bir şeyler anlatmasını istemiştim. Anlattı:
— Ölüm o kadar büyük iş ki, anlatılması çok zor. Ama, sana biraz anlatacağım. Ruhum iğne deliğinden çıkar gibi. Radva dağı omuzuma çökmüş gibi. İçimde böğürtlen çalısı var gibi. Gök yere kapaklanmış; ben ikisi arasında kalmışım gibi...

Bundan sonra şöyle anlattı:
— Yavrucuğum! Benim hayâtım üç devreye ayrılır. Câhiliyet devrinde Resûlüllah'ı öldürmek için, o zamanki düşmanları arasında en gönüllü bendim. Yazıklar olsun bana, keşke öyle olmayaydım.
Sonra Allah bana İslâm dinini nasip etti. Resûlüllah bana insanların en sevgilisi oldu. Beni ordularına komutan tayin etti. Ne olurdu, o zaman ölseydim. Resûlüllah namazımı kılardı; duasına nail olurdum.
Sonra, dünya işleri ile uğraştık. Artık Allah katında halim nasıl olur, bilemem.

Onun bu sözlerini dinledim; yanında kaldım. Vefat edinceye kadar kalkmadım. (Allah rahmet eylesin.)   



TENBİHÜL GÂFİLİN BOSTANÜL ÂRİFİN
Ebu'l-Leys Semerkandî


23 Ağustos 2018 Perşembe

Boş Meşakkat




"İnsan elde edilmesi mümkün olmayan beş şeyi sever ki, boş meşakkattir:

Nefsi sever, o nefsin hevası içindir.
Ruhu sever, o Allah içindir.
Malı sever, o varisler içindir.
Tamamlanması kabil olmayan iki şeyi, ferah ve rahatı ister; halbuki bu ikisi de cennettedir."

Hz. Ali Efendimiz (r.a.)



22 Ağustos 2018 Çarşamba

Ziyaretçinin Evde Sağa Sola Bakması




"Abdullah Bin Mes'ud bir hasta ziyaretinde bulunmuştu. Bir cemaat da onunla birlikteydi. Hastanın evinde bir kadın bulunuyordu. Cemaatten bir erkek kadına bakınca İbn-i Mesud ona dedi ki:
"Eğer gözün çıkmış olsaydı, bu senin için daha hayırlı olurdu."


EDEBÜ'L MÜFRED
İmam Buharî


21 Ağustos 2018 Salı

O Mahlukatın En Sevgilisidir


Gül


Resûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Âdem (a.s.) işlediği hatayı itiraf ederken şöyle dedi: "Yâ Rabbî! Beni bağışlaman için Sana, Muhammed'in hürmetine yalvarıyorum."

Bunun  üzerine  Mevlâ Teâlâ:
"Ey Âdem!  Sen Muhammed'i nereden biliyorsun? Daha ben onu yaratmadım buyurdu.

Âdem (a.s.) dedi ki:
"Sen beni kudret elinle yaratıp, ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım. Bir de baktım Arş'ın direkleri üzerinde "Lâ ilahe illallah Muhammeddür Resûlüllâh" yazıyor. Sen, ismini, en sevdiğin şeyle yanyana zikredersin."

Bunun üzerine Mevlâ Teâlâ şöyle buyurdu:
- "Doğru söyledin Ey Âdem! Çünkü O, bana Mahlûkâtın en sevgilisidir. Seni O'nun hürmetine bağışladım. Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım."


MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî


18 Ağustos 2018 Cumartesi

İsmail A.S.'ın Kurban Edilişi


Bursa Hayvanat Bahçesi


Rivayet olundu ki: İsmail (a.s.) yedi yaşına bastığında baba İbrahim (a.s.) ile birlikte işlerinde ve ihtiyaçlarında onunla koşuşturmaya başladı. İbrahim (a.s.) Kabe'yi inşâ ederken oğlu İsmail (a.s.) de O'na yardım ediyordu. Kabe'nin inşasını bitirince Allah'ın evini haccetti ve haccın vazifelerini yerine getirdi.

İbrahim (a.s.) tevriye gecesi bir rüya gördü. Rüyasında bir münâdî şöyle diyordu:  "Allah,  sana oğlunu kurban etmeni emrediyor."

Sabah olduğunda öğle vaktine kadar gördüğü rüya hakkında düşündü. Acaba Allâh'dan mı idi yoksa şeytandan mıydı? Onun için bugüne Terviye günü (Şüpheli gün) denildi. Akşam olduğunda aynı rüyayı görünce dokuzuncu gün anladı ki bu rüya Allah tarafındandır. O gün, Arefe günü diye isimlendirildi. Onuncu günün gecesi de aynı rüyayı gördü. Anladı ki İsmail'i (a.s.) kurban etmesi emredilmektedir. O güne Nahr günü denildi. Sonra hanımı Hacer'e İsmail'i yıkamasını, saçlarını taramasını söyledi ve "Onunla koyunlara gideceğim" dedi. Hacer annemiz denileni yaptı. Sonra oğluyla beraber yola çıktılar. Onlar gittikten sonra Şeytan Hacer'in yanına gelip kalbine çeşitli vesveseler attı. Hacer dedi ki: "Eğer bu Allah'ın emriyse işitirim ve itaat ederim."

Şeytan bunun üzerine İbrahim ve İsmail'in yanına gitti ve onlara da vesvese verdi. Fakat hiç birine söz geçiremedi. Nihayet İbrahim (a.s.), oğlu İsmâl ile yalnız kaldıklarında onunla yapacağı işi müşavere etti.

Nitekim Allâhü Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Vakta ki, o, babası ile (ihtiyaçları ve işlerinde) çalışabilecek bir yaşa bastı. İbrahim ona şöyle dedi: 
"Oğulcağızım! Ben bir rüya gördüm. Seni boğazlıyorum. Bak sen buna ne diyeceksin?" Oğlu dedi ki: "Baba, emrolunduğunu yap. İnşallah beni sabırlılar arasında göreceksin." (Saffat 103)

İbrahim (a.s.) yapacağı iş, üzerine vacip olduğu halde oğlu ile müşavere etti. Çünkü oğlunun bu konu hakkında ne düşündüğünü öğrenmek istiyordu. Eğer korkmuşsa, işi biraz daha araştırmak istiyordu. Korkmadığını görünce de gönlü rahat olacaktı. İsmâil (a.s.) babasından rahat olmasını, emrolunduğu şeyi yapmasını isteyince İbrahim (a.s.)ın gönlü rahatladı. İbrahim'e (a.s.) vahy uyku esnasında geldi. Ama vahy, çoğunlukta peygamberlere uyanıkken gelirdi. Böyle olmasının sebebi İbrahim'in (a.s.) Allah'ın emrine samimiyetle sarıldığını göstermek içindir. Peygamberlerin rüyaları haktır. Çünkü o rüyalar vahyin başka bir çeşididir.

Rivayet olundu ki: Baba oğul, nahr (kesim) yerine gelinceye kadar kurban edilme işinde müşavere ettiler. Görüşleri kurban görevinin yerine getirilmesinde ittifak etmişti.

Allâhü Teâlâ buyuruyor ki:
"Vakta ki her ikisi kazaya boyun eğdiler, İbrahim, çocuğu yanı üzerine yatırdı." (Saffat 106)

İsmail, ellerini cebinden çıkardı ve babasına şöyle dedi: "Babacığım! Beni keseceksen, ellerimi boynuma bağla ki, sana eziyet etmiyeyim. Çünkü sevabım azalır. Ölüm çok zahmetlidir. Yüzümü de yere yatır, olur ki o anda sana babalık şefkati arız olur. Gömleğimi anneme götür ve olur ki bununla teselli olur.

İbrahim:
"İnşaallâh Allah'ın yardımı sana ulaşacaktır, oğlum bizim bağlamamız Allah'ın emri üzerinedir." demiştir.

İsmail:
"Çöz ellerimi ben sana asla asi olmam. Çünkü bu Allâh'ın emridir, dedi.
İbrahim aleyhisselam, oğlunu elleri serbest olduğu halde yüzüstü yatırarak bütün kuvveti ile bıçağı onun boğazına çaldı. Bıçağın ağzı döndü, kesmedi.

İsmail:
-"Baba! Bıçağı keskinleştir!" dedi. Bıçak bilendi, yine kesmedi.

İsmail yine sordu:
- "Ne oldu. baba?"

Hz. İbrahim:
-"Kesmiyor, bıçak yavrum" dedi.

İsmail:
-"Bıçağın ucu ile kafamı kes" dedi.
İbrahim aleyhisselam buna razı olmadı. Ondan sonra bir nida geldi:
-"Rüyan doğrudur, oğlunu bırak ve şu koçu kes" denildi. İşte bu hususla ilgili âyetler şunlardır:

"(Oğlunu kesmeye) karşılık ona  büyük  bir  kurbanlık verdik." (Saffat 107)

Cebrail (a.s.), fidye olarak getirdiği koç ile geldiğinde İbrahim'in acele etmemesine engel olmak için hemen "Allâhü Ekber. Allâhü Ekber" diye seslendi. İbrahim (a.s.) onu gördüğünde Lâ ilahe illallâhü vallâhü ekber!" dedi. İsmail (a.s.) fidye olarak bir koçun geldiğini görünce "Allâhü Ekber ve lillâhil hamd" dedi. İşte tekbir bu şekildedir.



Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî

16 Ağustos 2018 Perşembe

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.)'in Yardımı


Defne Çiçeği


Bağdat'ta attarlık yapan bir adam vardı. Esasen Kerh'li idi. Güvenilir bir kimse olarak tanınmaktaydı, kendisini borç kuşatmış bulunuyordu. Evine kapanmış, dua ve namaza yönelmişti. Cuma gecesi olunca, adeti olan namazı kıldı ve dua edip yattı, uyudu. Rüyasında Resûlüllah (s.a.v.)'i görmüştü. Efendimiz ona buyurmuşlar ki:
"Aliyyü'bnü İsa'ya var. Ben ona, sana dört yüz dinar vermesini emrettim. Onu al da hallerini düzelt" buyurdu. Benim üzerimde altı yüz dinar borç vardı. Vezire gittiğimde içeri girmekten engellenmiştim. Onun arkadaşı bulunan Şafiî, dışarı çıkmıştı. Beni tanımaktaydı. Kendisine durumu haber verdim.

O:
- "Vezir, seher vaktinden şu zamana kadar seni beklemektedir. Bana senden haber sordu, ben ise seni unutmuşum. Sen yerinden ayrılma" dedi ve döndü. Çabucak içeri çağrıldım. Ebül-Hasen Aliyyü'bnü İsa'nın huzuruna girdim. O, bana hitaben:
- "Adın nedir?" dedi. Ben:
- "Falan isimli attarım" dedim.

Aliyyü'bnü İsâ:
-"Kerh halkından mısın?" dedi.

Ben:
- "Evet" dedim.

O:
- "Dikkat et, bize gelmekle Allah sana olan mükâfatını güzel kıldı. Allah'a andolsun ki, dün geceden beri hiç uyumadım. Zira Resûlüllah (s.a.v.), dün gece rüyama şeref verdi ve "Falan oğlu falan attara dört yüz altın ver. Onunla durumunu düzeltsin" buyurdu. Ben:
- "Resûlüllah (s.a.v.), dün gece benim rüyama da şeref verdi ve şöyle şöyle söyledi" dedim. Aliyyü'bnü İsâ ağlamaya başladı ve:
- "Bununla Resûlüllah'ın yardımını ummaktayım" dedi ve devamla: "Bana bin altın getiriniz" dedi. İstediği paraları getirdiler.

Aliy-yü'bnü İsâ:
- "Resûlüllah'ın emrini yerine getirmiş olmak için dört yüz altın al" dedi. Altı yüz altın ise, benden sana hediye olsun" dedi.

Ben:
-"Ey vezir, Resûlüllah'ın verdiğine bir fazlalık katmayı arzu etmiyorum. Ben, bereketi bunda umuyorum. Bunun dışında değil!" dedim.

Aliyyü'bnü İsâ ağladı ve:
- "Sana zahir olan kadar al" dedi. Ben dört yüz dinarı aldım. O para içinden bir kısım borçlarımı ödedim. Geri kalanla dükkanımı açıp çalışmaya başladım. Benim üzerimden daha bir yıl geçmemişti ki, bin altın sermayem olmuştu. Geri kalan borçlarımı da ödedim. Malım artmakta devam etti. Halim de daha iyi oldu. Bu, Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.)'in yardımı ile olmuştur.


Şevâhid'ül-Hak'dan Vehhâbîlere Cevaplar

Yusuf Nebhânî


15 Ağustos 2018 Çarşamba

Alçak Gönüllü Olmak




Türklerden bazıları Şeyh'ul İslâm Ahmed en-Nâfî el-Câmî (k.s.)'nin meclisine devam ediyordu. Başının üzerinde nurdan bir taç görülüyordu. Şeyh hacca gidip geldiğinde o nurdan tacın yok olduğu görüldü. Ona bunun sebebi sorulduğunda mecliste bulunan velilerden birisi onun namına şöyle cevap verdi:

-"Sen hacca gitmeden evvel tazarru sahibi ve alçak gönüllü birisi idin. Şimdi ise hac sana izzet vermiş ve bundan dolayı nefsin seni kıymetli ve makam sahibi biri olarak gösterdi. Bundan dolayı mertebenden indirildin ve nurun da kayboldu."



MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî

14 Ağustos 2018 Salı

İlk Kurbanım


Kuzular


Ahmed bin İshak'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:                                                                
Benim fakir bir kardeşim vardı. Fakat fakirliğiyle birlikte her sene bir koyunu kurban olarak keserdi. O vefat ettiğinde iki rekat namaz kıldım ve şöyle dedim:

"Ey Allah'ım! Bana rüyamda kardeşimi göster! Ben onun durumunu soruyorum."

Derken abdestli bir şekilde uyudum. Ve rüyamda kıyametin koptuğunu ve insanların kabirlerinden kalkıp mahşer yerinde toplandıklarını gördüm. O anda gördüm ki kardeşim bir ata binmişti ve önünde dedim ki: Ey kardeşim Allah sana ne yaptı.

Dedi ki: "Allah benim günahlarımı bağışladı."

Dedim ki: "Neden bağışladı?

O da bana: "Allah yolunda yaşlı fakir bir kadına verdiğim bir dirhem sadakadan dolayı" dedi.

Bunun üzerine dedim ki:
— Bunlar (yanındakiler) nedir?

Dedi ki:
— Dünyadaki kurbanlardır. Bindiğim binek de benim ilk kurbanımdır.

Dedim ki:
— Peki sen nereye gitmeyi kastettin? Dedi ki:
— Cennete, gözüme de yakındı. Eğer müminlerin kurbandan olan bir bineği olmazsa, onun işlediği amel-i salihi, Allah ona bir deve olarak yaratır. O kimse ona biner. Kabrinden çıktığında rabbine gider.


MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî

12 Ağustos 2018 Pazar

Rahip Barsis'in Hikâyesi


Rivayet olundu ki Allah Teâlâ Barsis hakkında:

«Onun hali şeytanın hali gibidir. Çünkü şeytan insana «Küfür et» der de o küfredince, «Ben hakikaten senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım» der», buyurmuştur (Haşr 16). 


İznik


Bu kıssanın özeti şöyledir:

Barsis  (adındaki rahip) delilik yahut da sar'a hastalığına yakalanan kimseye mesh edip dokunduğu zaman o hasta (Allah'ın izniyle) iyi olurdu. Derken hükümdarın kızının aklına bozukluk geldi. Bunun üzerine hükümdar kızını, halktan uzak yerde bulunan Rahip Barsis'in manastırında kalması için yanına gönderdi. Müteakiben İblis, Barsis'in yanına gelerek:
—  Sen bu kıza zina et. Çünkü o artık hissini (şuurunu) kaybetmiştir, diye vesvese verdi. Barsis de kıza zina fiilini işleyince İblis kendisine;
—  Kız senin bu (çirkin) fiili işlediğinin farkına vararak seni insanların arasında rezil etmesinden korkulur. Binaenaleyh sen bu kızı öldürüp (cesedini) şu kum yığınlarının içine gömüver.
Nihayet kızı istemek için hükümdarın adamları geldiği zaman onlar senin sözünü tasdik edeceklerinden sen onlara:
—  Kız iyileşerek gitmiştir, dersin diye talimat verdi. Rahip de iblisin kendisine öğrettiği şekilde bu cinayeti işledi.

Sonra İblis, bir âbid kişi kılığında hükümdarın yanına vardı ve ona:
—  Muhakkak ki rahip Barsis kızına (iğrenç) tecavüz fiilini işledi. Kızın aklı başına gelince tecavüze uğradığının farkına vararak (durumu) size bildirmesinden korkup kızı öldürdü ve onu manastırına yakın bir kum yığınının içine gömdü. Binaenaleyh o size:
—  Kız iyileşerek yanınıza gitmiştir derse, sakın onun sözünü tasdik etmeyin, diye durumu hükümdara ihbar etti. Hükümdar da birtakım adamlar göndererek iblisin söylediklerinin doğru olduğunu gördü. Bunun üzerine hükümdar Barsis'in asılmasını emretti. Barsis asılı vaziyette iken şeytan onun yanına gelerek kendisine:
—  Eğer bana alnınla secde edersen ben de seni bu hale düşürdüğüm gibi (buradan da) kurtarırım, deyince Barsis şeytana imâ ile secde ederek (Allah'a) kâfir oldu. Müteakiben iblis onu kurtarmadı ve bırakıp gitti. Barsis de (imansız olarak) küfür üzere ölüp gitti.




ÖLÜM, KIYÂMET, ÂHİRET VE ÂHİR ZAMAN ALÂMETLERİ
İmam Şa'rani

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Hac'da Yapılan Dua


Sürmedan


Ebu Derda'nın damadı Savfan Bin Abdullah anlatıyor:
"Şam'daki yakınlarımı  ziyarete gitmiştim. Kayınvalidem Ümm-i Derda'yı evde buldum; fakat kayınpederim Ebu Derda'yı orada bulamadım. Kayınvalidem bana sordu: "Bu sene hac etmeyi düşünüyor musun?"

Ben de: "Evet, düşünüyorum" dedim. Bunun üzerine kayınvalidem dedi ki:
"O halde Allah'a bizim için hayır dua eyle. Zira Rasulullah (s) şöyle buyururdu:
"Müslüman bir kimsenin, kardeşinin ardından yaptığı dua kabul olunmuştur. Onun başının yanında görevlendirilmiş bir melek vardır. O her ne vakit kardeşi için hayır dua ederse, görevli melek "amin" ve bir misli de sana olsun" der."

Daha sonra çarşıda kayınpederim Ebu Derda'ya uğradım. Kendisi de aynı hadis-i şerifi Rasulullah (s)'dan rivayet ederek söylemiştir.



EDEBÜ'L MÜFRED
İmam Buharî

9 Ağustos 2018 Perşembe

Ağaca Tapan İnsanlar




İkrime (r.a.) tarafından rivayet edilmiştir.
                                             
İsrâiloğullarından bir âbit vardı. Uzun yıllarını Allah'a kulluk ederek tüketmişti. Bir gün kendisine bir heyet geldi;

— Şurada birtakım kimseler var, Allah'ı bırakıp ağaca tapıyorlar, dedi. Âbit bu harekete kızdı. Baltasını aldı, o tapılan ağacı kesmek için yola koyuldu. Yolda bir ihtiyar şeklinde onu şeytan karşıladı. Aralarında şöyle bir konuşma başladı:
— Nereye böyle?
— Şurada bir ağaç var, onu kesmeye gidiyorum.
— Senin o ağaçla ne ilgin var? Nefsinle uğraşmayı, ibâdeti bıraktın, kalkıp başka şeylerle meşgul oluyorsun?
— Bu da benim için bir ibâdet sayılır.
— Ben de elimden geleni yapacağım, o ağacı sana kestirmeyeceğim.
Bundan sonra kavgaya başladılar. Âbit şeytanı tuttu yere vurdu. Göğsüne de oturdu. Şeytan yalvarmaya başladı:
— Beni bırak, sana faydalı bir söz söyleyeyim. Âbit kalktı, şeytan konuşmaya başladı:
— Allahü Teâlâ, sana böyle bir vazife vermedi; sana bunu farz kılmadı. Sen o ağaca ibâdet etmiyorsun ya, ona bak. Sen kendini düşün. Başkası seni alâkadar etmez. Allahü Teâlâ'nın birçok peygamberi var. İsteseydi onlardan birini gönderir, o ağacı kesme emrini de ona verirdi.
Âbit, şeytanın bu sözüne kanmadı. Tekrar kapıştılar. Şeytan'ı tekrar yere vurdu, yine üstüne oturdu. Şeytan çaresiz kalınca şöyle dedi:
— Aramızı bulacak bir iş var. İstersen diyeyim. Bu yapacağın işten daha hayırlı ve faydalıdır.

Âbit o şeyin ne olduğunu sorunca:
— Beni serbest bırak söyleyeyim, dedi. Âbit bıraktı. Şeytanın tekrar dili açıldı.
— Sen fakir bir kimsesin. Elinde dünyalık nâmına bir şeyin yok. İnsanlara yüksün. Onlar sana yardım ediyor. Halbuki sen bundan hoşlanmıyorsun. Arkadaşlarına iyilik yapmayı yapmayı istiyor, komşularına yardımda bulunmayı arzuluyorsun. Kendi imkanlarınla doymak, insanlara muhtaç olmamak istiyorsun değil mi? Âbit bu sözleri doğrulayınca şeytan devam etti:
— O halde, yapmak istediğin bu işten dön. Sana söz veriyorum, her gece uyurken baş ucuna iki altın koyacağım. Sabah olunca onları alacaksın. Kendin ve çocuklarının ihtiyacı için sarfedeceksin. Arkadaşlarına da dağıtacaksın. Gidip o ağacı kesmektense bu sana daha faydalı. Hem senin için, hem de Müslümanlar için bu daha hayırlı. O ağaç yerinde duruyor. Kesilmesi, onlara bir zarar vermeyeceği gibi, bir faydası da olmaz.
Âbit bu sözleri düşündü. Kendi kendine, bu ihtiyar doğru söylüyor, dedi. Daha sonra içinden şu fikir geçti:
Ben peygamber değilim ki, onu kesmek bana düşsün. Allahü Teâlâ bana o ağacı kesme emrini vermedi ki, kesmeyince âsi olayım. Bunun dediği daha faydalıdır.

Bu hususta şeytanla anlaştılar.
Şeytan dediğini yapacağına yemin etti. Abit ise ibâdet yerine döndü. Akşam yattı, sabah kalkınca baş ucunda iki altın buldu. İkinci gün yine aynı şekilde oldu, baş ucunda iki altın buldu, sevindi. Ama üçüncü gün bulamadı, kızdı.

Baltasını omuzladı, o ağacı kesmek için yola koyuldu.
Bu defa şeytan, yine bir ihtiyar şeklinde karşısına çıktı.
Hemen sordu:
— Nereye böyle?
Âbit anlaşmayı hatırlamaz gibi cevap verdi.
— Şu ağacı kesmeye gidiyorum.

Şeytan şöyle dedi:
— Yanıldın! Artık onu kesmeye gücün yetmez. Artık yolun oraya çıkmaz.
Abit, önce olduğu gibi o ihtiyar şeklinde karşısına çıkan şeytana saldırdı. Ancak bu defa gücü yetmedi.

Şeytan:
O geçti, dedi. Âbiti yakalayarak yere vurdu. Abit, şeytanın elinde bir serçe kuşu kadar hafif kalmıştı. Onu yere serdikten sonra göğsüne oturdu.
Sonra şöyle dedi:
— Bu ağacı kesme işinden mutlaka vazgeçeceksin. Aksi halde seni öldürürüm.
Abit perişan haline baktı. Şeytana karşı durma gücünü kendisinde bulamadı. Çaresiz bir halde konuştu:
— Sana mağlup oldum. Serbest bırak, söz. Yalnız önce seni nasıl yendim, şimdi nasıl yenildim? Öğrenmek istiyorum. Şu işin sırrını bana anlatır mısın?

Şeytan şu cevabı verdi:
— Daha evvel ağaca tapanlara duyduğun öfke Allah içindi. Niyetin ise âhirete aitti. Dünyalık yoktu. Bu yüzden Allah beni sana yenik düşürdü. Şimdi ise iş değişti. Kendin için öfkelendin. Dünya için gazaba geldin. Bu yüzden seni altettim.

Bundan sonra o âbit ağacı bıraktı; evine döndü.



TENBİHÜL GÂFİLİN BOSTANÜL ÂRİFİN
Ebu'l-Leys Semerkandî


7 Ağustos 2018 Salı

Şöhret



"Tanınmak isteyen bir adam bilmiyorum ki rezil olmuş olmasın."


Nar Çiçeği


"Halk tarafından tanınmasını, şöhret bulmasını arzu edip seven kimse âhiretin tatlılığını bulamaz, yani âhiretin yüksek zevkine, eremez."


Bişr-i Hafî (k.s.)


5 Ağustos 2018 Pazar

Yanmayan Kemikler


Bursa Hayvanat Bahçesi


"Hamam ocağını yakan birisi kemik yığınına rastlamıştı. Dedi ki: Onları ocağa attım, çıktım. Geri döndüğümde yanmamış olduklarını gördüm. Onları yine ocağa attım dışarı çıktım. Bu işi üç defa yaptım yine yanmadılar.

Bundan dolayı hayli sıkılmıştım. 0 esnada anlamadığım bir yerden birisi seslendi: "Sana yazıklar olsun! O kemikler on kere hacca gitmiş bir devenin kemikleridir. Onları nasıl yakmaya çalışırsın?"

Hac yoluna çıkmış bir hayvana bu kadar rahmet ve yumuşaklıkla davranılıyorsa hacca giden müslümana nasıl rahmet edileceğini sen düşün!



MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî


3 Ağustos 2018 Cuma

Hâtem el-Âsamm


Kazayağı Çiçeği


Ebû Abdi'llah el-Havvâs diyor ki: «Aramızda Hâtem olduğu hâlde sırtlarında yalnız yün cübbeleri bulunan azıksız, dağarcıksız 320 kişi ile hacca gitmek üzere yola çıktık ve Rey şehrine uğradık. Burada misafirperver, fakirleri sever, tüccardan bir zâta misafir kaldık. Bizi ağırladı. Sabah olunca Hâtem'e:
— Burada hasta bir fakîh var, onu ziyarete gideceğim, arzu ederseniz siz de teşrif edebilirsiniz, dedi.

Hâtem:
—  Hastayı ziyaret sevâb, fakihin yüzüne bakmak ise ibâdettir, siz kabul ettikten sonra ben de gelirim, dedi.

Hasta olan zat da Rey Kadısı Muhammed b. Mukatil idi. Evin önüne geldiğimizde baktık ki, mükemmel bir konak. Bunu gören Hâtem hayret ederek: »Âlim bir zâta mütevazı bir ev kifayet ederdi.» diye kendi kendine söylendi. İçeri alındılar. Mefruşatla süslenmiş geniş bir sofayı gören Hâtem'in hayreti biraz daha arttı. Nihayet yatak odasına kabul edildiklerinde, Hâtem baktı ki hasta, yumuşak bir döşek üzerinde yatıyor, başı ucunda hizmetçisi elinde yelpazeyi sallıyor. Tacir, hastanın başı ucunda oturdu, hâl ve hatırını sordu. Hâtem ise ayakta bekliyordu. Hasta kendisine oturmasını işaret etti. Hâtem kabul etmedi. «O hâlde bir isteğiniz mi var?» diye hasta kendisinden sorunca, Hâtem:
—  Evet sizden bir suâlim var, dedi.

Hasta:
—  Sor bakalım, deyince, Hâtem:
—  Yatak içinde otur, ondan sonra soracağım, dedi. Hasta da oturdu.

Hâtem:
—  Kimden okudun? diye hastaya sordu.

Hasta:
—  Büyük âlimlerden, onlar da Resûlullâh'ın ashâbı'ndan.
—  Onlar kimden aldı?
—  Resûlullâh'dan.
—  Ya Resûlullâh kimden aldı?
—  O da Cebrail'den, O da Hazreti Allah'dan, dedi.

Hâtem:
—  Cebrail aleyhi's-selâm vâsıtasiyle, Allahu Teâlâ'dan Peygamber'e ondan ashabına, âlimlere ve onlardan da sana gelen ilimlerde evi daha büyük ve içerisi daha süslü evi olanın Allah katındaki kıymeti daha üstündür diye bir şey duydun mu? Diye sordu.

Hasta:
—  Hayır, dedi.

Hâtem:
—  Ya, nasıl öğrendin?

Hasta:
—  Dünyâ'dan yüz çevirip âhiret'e teveccüh eden, yoksullara yardım edip âhireti için hazırlanan kimsenin, Allah katında mevkiinin daha üstün olduğunu öğrendim.

Hâtem :
— O hâlde sen kime uydun? Peygambere (S.A.V.), Ashâbı'na (R.A.), ve sâlihlere mi, yoksa Firavn'a ve tuğla-kireç ile ilk inşâatı yapan Nemrûd'a mı? Ey fena âlimler! İşte dünyâ düşkünü câhiller sizin gibileri görür de «Âlimler böyle olunca biz niçin daha ileri gitmeyelim, derler» dedi ve Mukatil'in hastalığına hastalık katarak huzurundan çıktı. Rey halkı Mukatil ile Hâtem arasında geçen bu macerayı duyup Hâtem'e: «Kazvîn'deki Tanâfisiler'in bundan da daha muhteşem yaşayışları vardır» dediler. Hâtem de Kazvîn'e müteveccihen yola çıktı. (Kadı Muhammed Ahdeb-et-Tanâfisî'nin)   huzuruna girdi.

Kadı'ya :
—  Ben acemi bir kimseyim, Allah sana rahmet etsin, nasıl abdest alacağımı bana öğretir misin? dedi. Kadı memnuniyetle kabul ederek hizmetçisine su getirtti ve a'zâsını üçer kerre yıkamak suretiyle abdestini aldı ve:
—  İşte böyle abdest alırsın, dedi.

Hâtem:
—  Dur, müsâade et, gözünün önünde ben de bir abdest alayım, deyince Tanâfisî kalktı. Hâtem, abdest almak için oturdu. Hâtem, abdest a'zâlarını üçer kerre yıkayacak yerde dört kerre yıkadı. Bunu gören Tanâfisî:
—  İsraf ettin,  dedi.

Hâtem:
—  Niçin? diye sorunca, Kadı ;
—  Üç kerre yıkayacak yerde dört kerre yıkadın, dedi.

Hâtem:
—  Sübhâna'llah, şaşılacak şey, sen bütün bu tantana ve debdebenle israf etmiyorsun da ben bir fazla su dökmekle mi israf ettim, deyince, Tanâfisî, Hâtem'in maksadını anladı ve (teessüründen) kırk gün evinde kapandı kaldı.


İHYA-U ULÛMİDDÎN (İlim Kitabı)
İmam Gazâli


2 Ağustos 2018 Perşembe

Bir Cömertlik Hikayesi


Bursa Hayvanat Bahçesi


Yezîd bin Mühelleb, oğlu ile çölde yolculuk ediyordu. Bu sırada bir bedevî çadırına konuk oldular.

Çadır sahibesi hanım onlar için bir oğlak kesti. Yedikten sonra Yezîd oğluna: "Yanında ne kadar para var?" dedi. "Yüz dinar" deyince tamamını o kadına vermesini emretti.

Oğlu: "Bu pek fakir bir kadındır. Az bir meblağa da razı olur. Hem seni de tanımaz" demesi üzerine:

"Her ne kadar az miktar onu razı edecekse de beni razı etmez. O beni tanımıyorsa da ben kendi nefsimi daha iyi biliyorum" cevâbını verir.