31 Temmuz 2018 Salı

Beşikte Konuşan Çocuklar


Ev


Cüreyc, Hıristiyan rahiplerinden olup kilisede ibâdetle meşgul olurdu. Bir gün o namaz kılarken annesi gelerek kendisine seslenmiş, o da namazı bozmayıp, selâm vereyim de anneme cevap veririm, diye düşünmüş. Annesi onun zina iftirasına uğraması için beddua etti. Anasının duası, ok gibi hedefini bulmuş, Cüreyc'e olan olmuştu.

Fahişe bir kadın gelerek Cüreyc'i zinaya davet etti. Cüreyc, Allah'tan korkarak, kadının arzusuna hiç temayül göstermedi. Bu vaziyet karşısında kadın varıp bir çobanla zina etti. Fahişe, çobandan hamile kalmıştı. Neticede gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdi. Ahâli fahişeye, çocuğun kimden olduğunu sorunca "Cüreyc'tendir", dedi. Halk ayaklandı ve Cüreyc'in ibâdetgâhını yıkıp dağıttılar. Kendisine fena lâkırdılar sarfettiler. Zinayı yapan serbest, zinadan kaçan mağdur vaziyete düşünce, geçirmekte bulunduğu bu acı ve o nisbette ağır imtihan karşısında Cüreyc abdest aldı ve namaz kılarak Allâmü'l-guyûb olan Allahu Teâlâya yalvardı, yakardı. Sonra çocuğun yanına geldi ve kendisini bu ağır töhmetten ve halkı da kötü zan taşımaktan kurtarmak için kerametini açığa koydu da çocuğa:

— Ey çocuk! Söyle, senin baban kimdir? dedi. Çocuk, kucakta bir sabî olduğu halde konuştu ve:
—  Falan çobandır, dedi.
Halk yaptıklarına nadim oldular, fakat olan olmuştu. Vicdan azabından olsun kurtulmak için Cüreyc'e hitaben:
— Yıktığımız mabedi yeniden ve hem de altından yapmamızı ister misin? dediler.
İftira çukurundan kurtulan Cüreyc:
—  Hayır, topraktan yapınız, cevabını verdi.


Hüner, topraktan yaratılmış benliğin içinde meknuz altın gibi kıymetli manevî mâdenleri meydana koyabilmektir. Yoksa altın içinde toprak olup gitmek değil!

Taş yeşermez, gelmiş olsa nevbahâr, Toprak ol da bak nasıl güller açar.



İslam'da Kadın Ve Aile

Mehmet Emre


30 Temmuz 2018 Pazartesi

Riyâkâr


Kelb


Riyakârın dört nişanı vardır:
Yalnız kalınca tembeldir.
Halk arasında neşelidir.
Övülünce amelini artırır.
Yerilince amelini azaltır.

Hz. Ali (r.a.)


28 Temmuz 2018 Cumartesi

Üç Kere Hac Yapmak




Bir topluluk, Sâdûn el-Havlânî'nin yanına gelmişti. Ona, Berber'lerden Künâme kabilesi, adamın birini öldürdüklerini ve bütün gece boyunca ateşte yaktıklarını haber verdiler. Ateş adama tesir etmemiş ve adam rengi beyaz olarak kalmıştı.

Sâdûn Hazretleri:
-"Herhalde o adam üç defa hac yapmıştır." dedi.

Adamlar:
- "Evet" dediler.

Bunun üzerine Sâdûn:
"Bize ulaşan habere göre:
-"Kim bir defa hac yaparsa farzı yerine getirir. Kim ikinci kere hac yaparsa Rabbisine güzel bir borç verir. Kim üçüncü kere hacca giderse Allâhü Teâlâ onun kıllarını ve derisini ateşe haram kılar." dedi.



Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî

27 Temmuz 2018 Cuma

Akrabayı Davet ve Bir Mucize




Peygamber Efendimiz, ilk zamanlar insanlara İslam dinini gizlice anlatıyor ve onları putlardan uzak tutmaya çalışıyordu. Kendisine gençlerle halkın zayıf ve fakir olanları iman etmeye başladı. Müslümanların sayısı günden güne arttı. Üç sene bu şekilde devam etti.
Aradan geçen üç seneden sonra Hazreti Allah, insanları açıktan davet etmesi için Peygamber Efendimize vahiy gönderdi.
"En yakın akrabanı uyar" (Şuara Sûresi, âyet 214) buyurulunca Peygamberimiz, bütün akrabalarını çağırarak onlara bir ziyafet verdi.

Yemekte önlerine bir kişiye yetecek kadar et yemeği ve bir tas süt koydu. Tabaktaki eti parçaladıktan sonra "Bismillah" diyerek başladı ve akrabalarını buyur etti.
Gelenler kırk beş kişi kadardı. Peygamberimizin bir mucizesi olarak bir kişilik yemek ve süt gelenlerin hepsini doyurdu. Akrabaları bu mucize karşısında şaşırıp kaldılar. Etin ve sütün kalanları sanki hiç el sürülmemiş gibiydi.
Yemekten sonra Peygamberimiz, akrabalarını İslama davet etmek için söze başlamıştı ki amcası Ebu Leheb: ne büyük bir sihirdi böyle, biz böyle bir sihir bu zamana kadar görmedik" diyerek ilâhî tebliğe karşı çıktı ve oradakileri de dağıttı.

 Akrabalar Tekrar Çağrılıyor

Ebu Leheb'in bu çirkin sözleri ve çirkin hareketi Peygamber Efendimizi çok üzdü. Günlerce bekledi rahmet Peygamberi. Sonra Cebrail aleyhisselam gelerek onu cesaretlendirince akrabalarını tekrar çağırdı. Önceki gibi yine yemek yediler.
Yemekten sonra Peygamberimiz onlara yüce Allah'ın varlığını ve birliğini, putlara tapılmamasını, onlardan hiçbir şekilde ne fayda ve ne de zarar geleceğini, kendisinin Allah tarafından gönderilen son peygamber olduğunu açıkça anlattı.
İyiliklerinin karşılığında iyilik göreceklerini, kötülüklerinin karşılığında ise ceza çekeceklerini bildirerek Cehennem azabıyla onları korkuttu.
Yüce Allah'ın kendisine verdiği bu kutsal vazifeyi en iyi şekilde yerine getirmek istiyordu.
Ebu Leheb burada da düşmanlığını gösterdi. Peygamberimize çirkin sözler söyleyerek onu çok üzdü. Peygamberimizin imdadına diğer bir amcası Ebû Talib yetişmişti. Ebu Leheb'e: "Ey korkak! Vallahi biz sağ oldukça ona yardım edecek ve onu koruyacağız" diyerek Peygamberimizin yanında oldu. Sonra da Peygamberimize dönerek "Bizim için sana yardım etmek kadar güzel bir şey yoktur. Sözlerini kabul ettik. Sen, emrolunduğun şeye devam et." dedi.

Peygamberimiz, Ebû Tâlib'den güç alarak tekrar ayağa kalktı ve:
"Ben size çok kolay gelen iki kelimeyi söylemenizi istiyorum. O da Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim onun kulu ve peygamberi olduğuma şehadet etmenizdir. Hazreti Allah bunu size bildirmemi istedi." dedikten sonra: "Şimdi söylediklerime inanıp bana yardım edecek misiniz?" diye sordu. Kimseden ses çıkmamıştı. Sanki ağızları kilitlenmişti. Hepsi başlarını önlerine eğdi.
Hazreti Ali (r.a.), oradakilerin en küçüğü idi. Hemen ayağa kalktı. Peygamberimiz ona "Sen otur" dedi. Sözlerini tekrarladı. Yine kimseden ses çıkmayınca Hazreti Ali ayağa kalktı. Peygamberimiz yine "Sen otur" dedi. Üçüncü defasında Hazreti Ali ayağa kalkıp: "Yâ Resûlallah! Her ne kadar ben bunların en küçüğü olsam da sana yardım edeceğim" dedi.
Peygamberimiz onun elini tuttu... Diğerleri gülüşerek dağıldılar.



Sevgili Peygamberimi Tanıyorum

Abdülkadir Fidan

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Niyet




Allâh dostlarından birisi Hacca gitmeye niyet etmişti. Bir oğlu vardı. Oğlu ona:
-"Nereye gidiyorsun?" diye sordu.

O da:
-"Allah'ın evine" dedi. Çocuk, kim evi görürse evin sahibini de görür' zannederek:
-"Babacığım! Niye beni de yanında götürmüyorsun?" diye sordu.

Babası:
-"Sen buna hazır değilsin." dedi. Çocuk ağlamaya başlayınca onu yanına aldı. Mikât yerlerine gelince ihrama girdiler ve lebbeyk deyip Harem-i Şerife girdiler. Kâbe-i Muazzama göründüğünde çocuk yere düşüp vefat etti. 

Babası bundan dehşete düştü ve:
-"Çocuğum, ciğerimin parçası nerede?" demeye başladı. 0 sırada Kabe'nin bir köşesinden nida edildi:
-"Sen Kâbe'yi görmeyi istemiştin, onu buldun. O ise Kabe'nin sahibini görmeye gelmişti ve O'nu da buldu." 

Sonra çocuk ortadan kayboldu. Yine bir ses nida etti:
-0 şimdi ne bir boşlukta, ne yerde ne de cennette bir yerdedir. Çünkü o Melik-i Muktedir olan Allah'ın yanında sıdk makamındadır."



Kabul olunmuş haccın alâmeti, hacdan sonra mahlukattan sıyrılıp Allah'a, günahlardan tâate yönelmektir.


Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî

24 Temmuz 2018 Salı

Cimrilik


Şile


Hz. Âişe annemiz (r.anhâ) şöyle anlatıyor: Sağ eli çolak olan bir kadın ağlayarak Resûlüllâh'ın yanına geldi ve;
- «Ey Allah'ın Resulü! Duâ et de kolum iyileşsin" dedi.

Resûlüllâh (s.a.v.):
- "Elini ne kuruttu?" diye sorduğunda kadın:
- "Rüyamda kıyametin koptuğunu, Cehennemin kızıştırıldığını gördüm. Cennet, müminlere yaklaştırılmıştı. Annemi Cehennem ateşi içinde gördüm. Elinde bir yağ parçası, öteki elinde de eski bir bez parçası vardı. Onlarla Cehennem ateşini savuşturmaya çalışıyordu. Anneme:
- "Bu vadide ne işin var?! Sen dünyâ hayatında iken Rabbine itaatkâr ve kocası kendisinden razı olan bir insan idin." dedim.

Annem:
- "Ey kızım! Ben dünyada iken cimri birisiydim. Burası da cimrilerin azab edildiği yerdir." dedi.

Ona:
- "Peki elindeki şu yağ ve bez parçası nedir?" diye sorduğumda:
- "Bunlar dünyada iken sadaka verdiğim iki şeydir." dedi.

Anneme:
- "Babam nerede?" diye sordum.

Annem:
- "O cömert biri idi. Şimdi cömertlerin olduğu yerdedir." dedi.

Sonra Cennete gittim. Baktım babam Senin havuzunun başında insanlara su veriyor. Ona:
"Baba! Annem dünyadayken Rabbine itaatkâr bir kuldu ve sen ondan razı idi. Ama o şimdi Cehennem'de yanmaktadır. Sen insanlara Resûlüllâh'ın havuzundan su vermektesin. Ona da havuzdan bir içimlik su versen!" dedim.

Babam:
- "Ey Kızım! Allâhü Teâlâ, cimrilere ve günahkârlara Peygamberinin (s.a.v.) havuzunu haram kılmıştır." dedi. Ben ise o havuzdan babamın izni olmadan bir bardak su aldım ve anneme su verdim. O sırada bir ses işittim:
- "Allah elini kurutsun. Çünkü sen âsî ve cimri bir kadına Peygamber'in (s.a.v.) havuzundan su verdin." Bu sesten sonra uyandım. Baktım ki elim kurumuş."

Sonra Hz. Âişe (r.anhâ) dedi ki: Resûlüllâh (s.a.v.) kadının sözlerini dinledikten sonra asasını kadının elinin üzerine koyup dua buyurdu. Kadının eli iyileşti ve eskisi gibi sapa sağlam oldu.



Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî


22 Temmuz 2018 Pazar

Bal


Arı



Oğlu fazla bal yiyen bir aile varmış, yüzüne baktıkları ve üzerine titredikleri yavrunun bala düşkünlüğü, hastalık derecesinde imiş. Biricik oğullarının bu yüzden bir zarara uğramasından endişelenen ebeveyni, zamanın tabiblerinden bir fayda bulamayınca o devrin âlim ve mutasavvıfı Abdülkâdir Geylâni Hazretlerine götürmeye karar verirler. Devesine binen baba, çocuğunu yanına alarak Bağdat'ın yolunu tutar. Beş on saat yorucu bir yolculuktan sonra Bağdat'a varır. Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin huzuruna çıkarak meseleyi kendisine anlatır. Karşılaştıkları çaresizlikleri dile getirerek hikmet ve duasını talep eder.

O büyük hazret:
—  Çocuğu bana kırk gün sonra getir, dedi. Adam bundaki hikmeti anlamayı, kırk gün sonraya bırakarak çocuğunu aldı ve aynı yoldan, gelişte katlandığı çilelerle, köyüne döndü. Birer birer günleri sayarak kırk günün bitiminde büyük bir sabırsızlıkla, Bağdat'ın yolunu tuttu. Dalgalarla çalkalanan bir deniz üzerinde sallanan kayık gibi, devenin üzerinde zamanın kutbu Gavs-i Azamın beldesine ulaştı ve huzuruna koştu. Abdü'l Kâdir Geylânî Hazretleri çocuğu karşısına alarak şöyle bir nasihatte bulundu:
— "Evlâdım, sakın bir daha fazla miktarda bal yeme!"

Sonra çocuğun babasına dönerek:
—  "Al çocuğunu, götür köyüne" dedi.

Şaşkın şaşkın bakan çocuğun babası şöyle konuştu:
— İş bu kadar kolay idiyse, neden ilk geldiğimiz zaman yapı vermediniz? dedi.

Abdülkâdir Hazretlerinin cevabına dikkat ediniz:
— O gün ben, kendim de bal yemiştim. Çocuğa "Bal yeme!" desem, sözümün te'siri olmazdı.

Vücudumda onun te'siri oldukça yapacağım nasihatin bir faydası olmayacağından, senin kırk gün sonra gelmeni söylemiştim, dedi.



Büyük adam olabilmek için büyük çilelere göğüs germek ve nefis feragatine sahip olmak gerekmektedir. Verdiği öğüdün te'sir edebilmesi için kırk gün bal yemeyecek kadar nefse hâkimiyet te'min eden bir zatın elbette ki sözü te'sir edecekti ve etti. Artık ondan sonra o çocuk fazla bal yiyemez oldu. En basit görünen meselelerde bile hüküm böyle olursa, en zarurî dînî meselelerde ne kadar dikkatli olmak gerekmektedir. Kendisi namaz kılmayan bir kimse, çocuğuna "Namaz kıl!" dese sözünün bir te'siri olur mu?

Bu sebepledir ki bir baba, çocuğunun yalan söylememesini arzu ediyor ise, kendi şahsında asla bir yalancılık örneği vermemelidir. Halbuki bizler, bilerek veya bilmeyerek yalancılığın çeşitli örnekleriyle evlâdımıza fena önder olmaktayız.



İslam'da Kadın Ve Aile

Mehmet Emre

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Haris




"Çalış, fakat haris olma. Haris insan, ciğer bulaşmış eğeyi yalayan aç kedi gibidir; dilinden akan kanı yalar da bilmez."



19 Temmuz 2018 Perşembe

Evlilerin Bekarlara Üstünlüğü




Adamın biri İbrahim b. Edhem'e:
— Bekâr yaşamakla ne iyi yaptın! Kendini tamamen ibâdete vermiş oldun, dedi. O büyük velînin bu kimseye cevabı şöyle oldu:
— Aile efradın için çektiğin bir sıkıntı, benim yaptıklarımın hepsinden daha üstündür.
O kimse sordu:
— O halde niçin evlenmeyi terkettin?

İbrahim b. Edhem:
— Benim, kadına ihtiyacım yok. Sebepsiz yere bir kadını sefil etmek istemediğim için evlenmiyorum. Evlilerin bekârlara üstünlüğü, Allah yolunda harb edenle evinde oturan kimselerin hâli gibidir, cevâbını verdi.



İslam'da Kadın Ve Aile

Mehmet Emre


18 Temmuz 2018 Çarşamba

İhlasla Amel


Hereke


"İnsanlardan dolayı ameli terk etmek riya, onların hatırı için amel etmek şirktir. İhlâs ise, Allâhü Teâla'nın seni bu iki hastalıktan korumasıdır."

Fudayl b. Iyad (rh.)


17 Temmuz 2018 Salı

Bir Tek Sevap




İmam Gazali, "Keşfu Ülûmil-Âhire" kitabında şöyle zikretmiştir:

Kıyamet günü (mahşer yerine) bir kimse getirilir, fakat onun mizanındaki sevap kefesini ağır getirecek tek bir sevap bulamaz. Bunun üzerine yüce Allah kendi tarafından bir rahmet olması için o kula:
—  Var git, insanların arasında dolaş ve sana tek bir sevap verecek birini ara da o sevapla seni cennete sokayım, buyurur. Bunun üzerine o kul halkın arasında dolaşmaya başlar, fakat kendisine:
—  Ben de terazimin sevap kefesinin hafif gelmesinden korkuyorum. Ben o tek sevaba senden daha muhtacım diyenden başka bu hususta kendisi ile konuşan hiçbir kimseyi bulamaz da ümitsizliğe düşer. Tam o sırada bir kimse o zata:
—  Aradığın şey nedir? diye sorar.

O zat da:
—  Tek bir sevaptır. Yemin ederim ki yanlarında binlerce sevapları bulunan bir topluluğa uğradım da onlar bana karşı cimri davran (ıp beni reddettiler ve tek bir sevabı bana verme) diler, der. Bunun üzerine o kimse bu zata:
—  Ben Allah Teâlâ'nın huzuruna çıktım da benim sahifemde bir tek hasene(m) vardı. Ben bu tek bir hasenenin (yani sevabın) bana herhangi bir şeyi kazandıracağını sanmıyorum. Benden sana hibe olarak sen bu sevabı al (da kurtul) der. Onun üzerine o zat (bu tek bir haseneyi) alarak sevinçle onu götürür. Müteakiben Allah Teâlâ daha iyi bildiği halde o kula:
—  (Ey kulum) Hâlin nicedir? diye sorar. O zat da Cenab-ı Hakka (başından) geçenleri anlatır. Bunun üzerine yüce ve münezzeh olan Allah bu zata o haseneyi bağışlayan kimseye nida ederek:
— Benim keremim senin ikramından daha geniştir. Tut kardeşinin elini, birlikte cennete gidiniz, buyurur.




Ölüm, Kıyâmet, Âhiret Ve Âhir Zaman Alâmetleri

İmam Şa'rani


15 Temmuz 2018 Pazar

Zikir


İnekler


Denildi  ki:  İbrahim  (a.s.)'ın  beşbin  davarı vardı. Onları koruyan altın tasmalı çoban köpekleri vardı. İnsan suretinde bir melek gelip ona göründü. O sırada İbrahim (a.s.) vadiyi kaplayan koyunlarına bakıyordu.  Melek:  "Sübbûhun Kuddûsün Rabbü'l Melâiketî ve'r Ruh" dedi. İbrahim (a.s.) bunu duyunca: "Rabbimin zikrini tekrar et sana şu gördüğün mallarımın yarısını vereyim" dedi. Melek zikri tekrar etti. İbrahim (a.s.) yine: "Rabbimin tesbihini tekrarla sana görmüş olduğun mallarımın hepsini vereyim." dedi. Melek, İbrahim (a.s.)'ın bu haline teaccüb etti. Ve "Sen Allâhü Teâlâ'nın seni kendisine Halîl edinmesine ve gelecek milletlerin seni güzellikle anmasına gerçekten layıksın" dedi.


Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî


13 Temmuz 2018 Cuma

Hayal


Darıca Botanik


"İnsanlar hayal dünyalarında bir takım şeyleri sürekli yoğuruyorlar. Onlara itibar
etmek yakışmaz."

İmam-ı Rabbânî (K.s.)


12 Temmuz 2018 Perşembe

Gidip İçine Oturunuz!




Süleyman Dârânî hazretleri bir gün insanlara nasihat ediyordu.
İleri gelen talebelerinden Ahmed bin Ebü'l-Havârî, hocasının nasihat ettiği meclise gelip;
- Efendim, fırın ısındı. Bugün ne pişirmemizi emredersiniz?" diye sordu.
Hazret-i Ebu Süleyman cevap vermedi. Talebesi aynı suâli birkaç defa tekrar edince, talebesine;
-"Gidip içine oturunuz!" buyurdu.

Talebe;
-"Hocamın her sözü hikmetlidir. O, mademki böyle buyurdu, onun dediği doğrudur." diyerek, gelip fırının içine girdi.

Ebû Süleyman Dârânî sohbet bittikten sonra etrafındakilere; -"Derhal gidip, Ahmed'i fırından çıkarın!" buyurunca, yanındakiler hayretle; -"O, hakîkaten dediğinizi yapmış, fırına girmiş midir?" dediler. Ebû Süleyman Dârânî;
-"Elbette. O söz dinler. Nefsine uymaz. Bana muhalefet etmez." buyurdu.

Oradakiler merakla fırına gelip, kapağı açtılar. Ahmed, hakîkaten kızgın fırında oturmakta, bir kılı dahi yanmamış hâlde beklemekteydi. İşte mürid, mürşid-i kâmiline karşı böyle olduğu zaman kazanır. Tabi teslim olunan kişinin mürşid-i kâmil olmasına dikkat etmek gerekir. Sahte şeyhlerin müridleri böyle bir şey yapsalar elbette yanarlar. Yok olurlar. Dikkat etmek gerek.

Mütercim.


Rûhu'l Beyan

İsmail Hakkı Bursevî


10 Temmuz 2018 Salı

Mescidin Direği




Enes'den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Resûlüllâh (s.a.v.) Cuma günü kalkıp insanlara hutbe verirdi. Hutbe esnasında sırtını mescidin direğine yaslardı. Müminler çoğalınca "Bana bir minber yapın!" buyurdu. Sahabe-i Kiram hemen bir minber hazırladı. Hutbesini artık minberde okuyor, direğe yaslanmıyordu. Bir ara direk, Resûlüllâh'dan ayrılığına dayanamayıp, annenin çocuğu için ağladığı  gibi  ağlamaya,  inlemeye başladı.  Bu sesi işitenlerin kalbleri yanıp tutuşmaya başladı. Bunun üzerine Resûlüllâh (s.a.v.) minberden aşağı inip, direğin yanına geldi ve ona doğru birşeyler söyledi. Resûlüllâh'ın mübarek sözlerini işiten direk hemen susuverdi. Sonradan öğrendik ki, direğe "Sakın kederlenme! Sen Cennette benim yanımda olacaksın" buyurmuş."
                   

Ey müslümanlar! Tahtadan yapılmış bir direk bile Resûlüllâh'ın ayrılığına dayanamıyor ve inlemeye başlıyor. Öyleyse bizlerin de Resûlüllâh'ın sünnetinden ayrılmamamız, (O'nun rızasına uygun yaşamamız, canımızı ve malımızı O'nun getirdiği dinin yolunda harcamamız gerekmiyor mu!


Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî


9 Temmuz 2018 Pazartesi

Hürriyet


Camii


Anlatıldığına göre: Hz. Osman b. Affan (r.a.) Ebû Zerr'in yanına geldi. Ebû Zerr mescidin duvarının yanında uyuyordu. Kendisi sahabenin en zâhidlerindendi. Osman (r.a.) kölesine: "Bu altınları al ve şu adam uyanıncaya kadar burada otur. Uyandığında altınları ona ver. Eğer onları kabul ederse sen hürsün." dedi.

Ebû Zerr (r.a.) uyandığında köle altınları ona uzattı ama kabul etmedi. Köle ona: "Lütfen bu altınları al! Çünkü bunları alırsan hür olacağım!" dedi.

Ebu Zerr (r.a.) ise: "Onları alamam. Onları alırsam hürriyetimi kaybederim." dedi.



Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî

8 Temmuz 2018 Pazar

İhyâü Ulûmü'd-din


Lale


Bazı arifler (rüyada) Resûlüllah (s.a.v.)'i, diğer peygamberlere karşı İmam Gazâlî ile iftihar ederken görmüşler. Efendimiz Hz. İsa'ya:
- "Senin ümmetin arasında, onun benzeri bir alim var mı? buyurmuş.
O:
- "Hayır" demiş.

Mağrib alimlerinden biri, bunu inkâr edip, İhyâü Ulûmü'd-din kitabını yakmış. O alim, Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.)i rüyada görmüş. Resûlüllah Efendimiz kendisinden yüzünü çevirmekte imiş. Sonra, onun, elbisesinden soyulmasını emredip kendi eliyle kamçılamıştır. Uyandığında, kamçı izlerini vücudunun her tarafında görmüştür. Bu kamçı izleri, vefat edesiye kadar onun vücudundan silinmemiştir. 0 alim, bu hareketinden dolayı tevbe etmiş ve İhyâ'nın altın suyu ile yazılmasını tavsiye etmiştir.


Ölüm, Kıyâmet, Âhiret Ve Âhir Zaman Alâmetleri

İmam Şa'rani


6 Temmuz 2018 Cuma

Sözünden Dönen Dervişin Hali


Bilecik



Dervişin biri ibadet için dağa çekilmiş, Allah'ı zikrediyordu. Dağda yetişen meyvelerle de karnını doyuruyordu. 

Bir gün kendi kendine,
- Bundan sonra ağaçtan meyve koparmayacağım. Meyveler eğer yere düşerse sadece onları yiyeceğim, diye söz verdi.

İbadetine devam etti. Ama hiç bir meyve kendiliğinden yere düşmüyordu. Düşmediği için de beş gündür açtı. 

Rüzgarın sallandırmasıyla önüne doğru gelen dallarda meyveler sallanıyor, fakat o alıp koparmıyordu.
Nihayet dayanamadı ve bir armut koparıp yedi. Böylece kendi kendine verdiği sözü kendi bozmuş oldu.

Biraz sonra oraya hırsızlar geldiler. Çaldıkları malları paylaşıyorlardı. Onlar oradayken, askerler gelip hırsızları yakaladılar. Onlarla beraber dervişi de yakalayıp götürdüler. Derviş, kendisinin hırsız olmadığını anlatamadı. 

Hırsız zannedilerek ceza olarak elinin birini kestiler. Hatta elini kesen cellat onu tanıdığı için üzülüyordu. 

Derviş:
- Üzülme. Bu, sözümü tutmadığım için benim cezamdır, çekeceğim, dedi. Eli kesildikten sonra, kendisine bir kulübe yaparak orada ibadete başladı. Sevenlerden birisi birgün aniden kulübeye giriverdi. Baktı ki eli sağlam ve sağlam elle sepet örüyor. Hayretle;
- Senin elin kesilmemiş miydi? diye sordu.

Derviş:
- Ben, başıma gelen bu musibete sabrettiğim için, Allah bana bu kerameti verdi, dedi. Ve yemin ettirerek bu gördüğünü kimseye söylememesi için söz aldı. Fakat başka kimseler de zaman zaman pencereden baktıklarında, onun iki eliyle sepet ördüğünü gördüler.

Kendisindeki bu kerametin insanlar tarafından bilinmesine üzülen derviş:
- Allah’ım, ben bunu gizliyordum. Acaba neden insanlar bundan haberdar oldular? diye niyaz etmişti. 

Kendisine şu şekilde bir nida geldi:
- Bazı insanlar senin için "Eğer o gerçekten Allah dostu olsaydı, eli kesilmezdi" diye senin hakkında dedikodu yapıyorlardı. Onlar senin hakkında yaptıkları bu dedikoduya son versinler diye, onlara senin halin gösterildi.



Dini Hikayeler

Ali Eren

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Salavat-ı Şerife'nin Önemi


Belgrad Ormanı


İsrailoğullarından bir adam nefsine ve hevasına esir düşmüştü. Vefat ettiğinde onu bir yere attılar. Allâhü Teâlâ o asrın peygamberine onu yıkamasını ve üzerine namaz kılmasını ve "Ben onu bağışladım" diye vahyetti.

Peygamber şöyle dedi: "Ya Rabbi! Buna ne sebeptir?" Allâhü Teâlâ buyurdu ki: "O kişi, birgün Tevrat'ı açmış ve içinde Muhammed (s.a.v.)'in ismini bulmuştu. O'nun üzerine üç kere salât okudu. Ben de onu bu sebeple bağışladım."


Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî


1 Temmuz 2018 Pazar

Tasadduk


Darıca Hayvanat Bahçesi


Nâfi b. Ömer (r.a.)'den naklolunduğuna göre kendisi hastalandı. Canı taze balık istedi. Medine çarşılarında balık aradı. En sonunda balığı buldu ve bir buçuk dirheme satın aldı. İkiye ayırıp pişirdi. Balığı ekmeğin üzerine koydu. O sırada bir fakir kapıyı çaldı. Nâfi, kölesine pişmiş balığı fakire vermesini söyledi.

Köle:
 -"Allah size çok hayırlar nasip etsin! Efendim uzun zamandır balık istiyordunuz. Bulamamıştık. En sonunda birbuçuk dirheme aldık. Ama şimdi onun fakire verilmesini emrediyorsunuz. Balığı bırakıp para versek olmaz mı?" der.

Nâfi yine de balığın verilmesini emreder. Bu sefer köle, fakire gizlice "para alsan olmaz mı?" der. Fakir balığı bırakır ve parayı alır gider. Köle efendisinin yanına döndüğünde:
- "Ona para verdim, balığı aldım" der.

Nâfi ise:
- Balığı hemen geri götür ve parayı da alma" der. Ve devamında:
- Ben Resûlüllâh'tan şöyle işittim: "Kimin canı bir şey ister de istediği şeyi başkasına verirse, Allâhû Teâlâ onu bağışlar."


Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî