29 Haziran 2018 Cuma

Sadece Allah (c.c.) Rızası İçin




Hz. Aişe (r.anhâ) annemizin kapısına bir fakir gelir. Hizmetçisine fakire bir şey vermesini emreder. O da fakire sadakasını verir. Dilenci gidince Âişe (r.anhâ) annemiz dilencinin ne dediğini sorar. O da "Allâhü Teâlâ sana bereketler ihsan etsin" dedi, der. Bunun üzerine Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz "o fakire yetiş ve sen de "Allâhü Teâlâ sana da bereketler ihsan etsin" de." diye emreder. Çünkü böylece hem onun söylediği söylenmiş olsun ve hem de bizim verdiğimiz sadaka sadece Allah rızası için olsun.


Sadakayı veren kişi dilenci tarafından bir karşılık, bir duâ, teşekkür, övgü beklememelidir. Sadece Allah rızası için vermelidir.


Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî


27 Haziran 2018 Çarşamba

İman Aramak Yerine...




"Alacağı kadının, mal ve mülkünden nesi var, diye araştıran kimse eşkıyâdır."

Süfyân-ı Sevrî


25 Haziran 2018 Pazartesi

Güzel Yüzlü Adam


Kar


Şeyhimiz (Allah kendisinden razı olsun) bize güler yüzlü bir dervişten söz etti:

—  Sâlihlerden güzel yüzlü bir derviş vardı ki onu tanıyordum. Soğuk mevsimde onu soğuğun te'sirinden koruyacak bir elbisesi dahi yoktu. Onun bu durumu beni düşündürüyor ve dikkatimi çekiyordu. Ona karşı içimde derin bir şefkat ve geniş bir merhamet hissi taşıyordum. Birçok defalar halktan bazısı ona elbise verirdi, Allah'tan korkmayan bazı şahıslar gelip onu soyup elbiseleri götürürlerdi. Bir gün bir elbise alıp ona gittim, maksadım onu soğuktan korumak idi. Tahıl öğütülen değirmenlere yakın bir yerde eyleşirdi. Kendisini orada buldum ve konuştum. Bana cevap verdi. Bunun üzerine dedim ki:  
- Giymeniz için size elbise getirdim.

- Kabul etmem, dedi.. Israr ettim, giyinmem, dedi.

Ben o elbiseyi, Cenâb-ı Hak bir hacetimi yerine getirsin diye ona sadaka olarak getirmiştim. Bu niyetimi Allah'tan başka bilen yoktu. Elbiseyi kabul etmeyince ısrar ettim, kabul etmesi için hayli dil döktüm. Sonunda yine kabul etmedi ve bana şöyle dedi:

- Şu hacetin yerine getirilmesi için verilen bir sadakayı kabul etmem, dedi ve o ihtiyacımı aynen belirledi. Sonra da şöyle ilâve etti:
- Ben ancak sırf Allah için verilen bir elbiseyi giyerim.

Elbiseyi onun yakınına bırakıp ayrıldım. Değirmenciye o elbiseyi dervişe giydirmesini vasiyyet ettim. Aradan günler geçtiği halde giymediğini öğrendim. Bu bir mahlûk iken Allah'tan başkası için olan bir şeyi kabul etmiyorsa, ya Allah kendisinden başkası için bir niyyete bağlı olan bir ameli nasıl kabul eder?

Allah daha iyisini bilir.


El-İbrîz

Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri


24 Haziran 2018 Pazar

Hırsızın Meydana Çıkarılışı


Bursa Hayvanat Bahçesi


İmam-ı Azam (r.h.) zamanında adamın birisinin tavus kuşu çalınmış. Adam bunu anlatmak ve nasıl bulacağını sormak üzere İmam-ı Azam Hazretlerine gelmişti. İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, adama bu meseleyi kimseye söylememesini tenbihledi, o da hiç kimseye söylemeden bekledi. Cuma günü oldu. Herkes cuma namazı kılmak için mescide gelmişti.

İmam-ı Azam va'z ederken:     
- Ey tavus kuşunu çalan adam! Daha çaldığın kuşun tüyleri başındayken camiye gelmeye utanmıyor musun? dedi.
Cemaat içinden birisi hemen elini başına attı. Böylece hırsızın kim olduğu anlaşılmış oldu.

İmam-ı Azam Rahmetüllahi Aleyh,
- Git, hemen adamın kuşunu ver, ondan sonra camiye gel, dedi.
Adam, bu hırsızlığı yaptığına yapacağına bin pişman olmuş, bu arada çaldığı kuşu da sahibine vermek mecburiyetinde kalmıştı.


Dini Hikayeler

Ali Eren


22 Haziran 2018 Cuma

Sabır


Gül


Habbâb bin Eret'ten (r.a.) rivayet olundu:

Biz Resulullah (s.a.v.) hazretlerinin yanına vardık. O Kabe'nin gölgesinde cübbesine sarılmıştı. Ve biz ona şikâyette bulunduk ve:
-"Ya Resûlallah (s.a.v.)! Bizim için Allâhü Teâlâ hazretlerine dua etmiyor musun? (dua ile) bize yardım etmiş olursun..." dedik.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kalktı oturdu. Rengi kıpkırmızı oldu. Ve buyurdular:
-"Sizden önce yaşayan ümmetlerden bir adamı getirdiler. Onun için yerden bir çukur kazdılar. Sonra (demirden) bıçkı getirdiler. Onun başının üzerine koydular. Ve başını ortadan ikiye böldüler. O kişiyi yine de dininden çeviremediler..."


Rûhu'l Beyan

İsmail Hakkı Bursevî

21 Haziran 2018 Perşembe

Asâlet




Geçmiş zamanda yaşayan Mısır hükümdarlarından Firavun’un kâhinleri kendisine, saltanatını yıkacak birinin dünyaya geldiğini bildirdiler. Bunun üzerine Firavun ölmemek için öldürmek gerektiğine karar vererek o sene dünyaya gelen ve gelecek olan bütün çocukların öldürülmesini emretti. Cellatlar sokak sokak dolaşarak erkek çocukları kılıçtan geçirmeye başladılar.
                       
Bu sırada kadının biri, doğum sancılarına tutuldu. Hemen bir mağaraya koşup orada çocuğunu doğurdu. Dünyaya getirdiği masum yavrusunun gözünün önünde" katledilmesinden korktuğu için yavruyu orada yalnız başına bırakıp evine döndü. Yalnız başına bırakılan çocuğu Allahu Teâlâ'nın emriyle Cebrail besleyip büyüttü.
Bir müddet sonra fırsat bulup mağaraya gelen kadın çocuğuna bir şey olmayıp hayatta olduğunu görünce çok sevinci. Onu emzirip doyurdu ve geri dönüp evine geldi. Günler geçti çocuk büyüdü. Sonra Hz. Musa'nın kavmini altından buzağıya taptıran bu çocuk oldu. Samiri kabilesine mensup olan bu çocuğun adı Musa. Samira kabilesinden olduğu için lâkabı SÂMİRİ idi.

Başka bir Musa vardır ki. O, Allahu Teâlâ'nın peygamberi idi. O, Firavun’un helak olmasına sebep oldu. Bu Musa'yı Cenab-ı Allah, Firavun'un sarayında, hatta kucağında büyüttü.

Hazret-i Musa'nın muhterem annesi kendisine gelen bir ilhamla gizli olarak dünyaya getirdiği yavrusunu bir sandık içine koyarak Nil nehrine bıraktı. Firavun Nil'in kenarındaki sarayının balkonunda karısı Asiye ile (Asiye müslüman idi. Müslüman olduğunu kocasından gizliyordu.) oturuyordu. Firavun nehirden gelmekte olan bir sandık gördü. Hemen emir vererek sandığı yakalattı ve içini açtırdı. Bir de ne görsün, sandığın içinde nur topu gibi bir yavru. Derhal çocuğun öldürülmesi için emir verdi. Çünkü sihirbazlar bir erkek çocuğun tahtını yıkacağını kendisine söylemişlerdi. Karısı Asiye bu işi önlemek için “Benim için de, senin için de göz bebeği. Onu öldürmeyin. Olur ki bize faydası dokunur; yahud onu evlad ediniriz.” dedi.

Firavun, karısının bu isteğini yerine getirmeden yapamadı. Musa'yı öldürmekten vazgeçti. İşte bu Musa (A.s.), büyüdü, peygamber oldu ve Firavun'un saltanatını yıkıp onun helak olmasına vesile oldu.

Asalet olmadıkça terbiyenin hiçbir fayda vermeyeceğini dile getiren şair der ki:

Fe Musa ellezi rabbahü cibrilü kafirun
Ve Musa ellezi rabbahü firavnu mürselü.

Yani, (asaleti olmadığından) Cebrail'in terbiye ettiği Musa kâfir oldu. (Asalet olduğu için) Firavun'un terbiye ettiği Musa ise peygamberdir.

Derler ki: Sarmısak ile soğanı gülsuyu ile yetiştirsen, yine onların kokuları kendilerinden gitmediği gibi, onlardan gülyağı da elde edilmez. Gülyağı gülden elde edilir.



Kadın, Tesettür, İzdivaç

Hüseyin Suudi Erdoğan


19 Haziran 2018 Salı

Yumuşak Olmak




Hz. Aişe (r) anlatıyor:
"Yahudilerden bir cemaat Rasulullah (s)'ın huzuruna vardılar ve:
"Essâmü Aleyküm" (ölüm üzerinize olsun) dediler.

Hz. Aişe dedi ki: "Bu sözü ben anladım ve onlara şöyle dedim:
"Ölüm ve lanet sizin üzerinize olsun."

Rasulullah (s) buyurdu ki:
"Acele etme, Ya Aişe! Allah her işte elbette yumuşaklığı sever."

Bunun üzerine ben dedim ki:
"Ya Rasulullah! Onların söylediklerini duymadın mı?"

Rasulullah buyurdu ki:
"Onlara sadece, ve aleyküm (sizin üzerinize olsun) dedim."


Edebü'l Müfred

İmam Buharî

18 Haziran 2018 Pazartesi

Baba Hakkı



Malik bin Dinar Hazretleri hacca gitmişti. Hac günlerinin sonunda rüyasında denildi ki:

- Ey Malik, müjdeler olsun, günahların affedildi. Seninle beraber haccedenlerin de günahları affedildi. Hepinizin haccı kabul edildi. Ancak Belh'li Muhammed oğlu Abdürrahman'ın haccı kabul edilmeyip günahları affedilmedi.

Uyanınca, halka Abdürrahman ismindeki şahsı sordu. Onu herkes tanıyordu, onun ibadetine düşkün, Kur'an'a bağlı bir zat olup her sene hacca geldiğini söylediler. Sora sora onu buldu. Yüzü ayın ondürdü gibi parlayan bir gençti. Selam verdi, o da selamını aldı. Malik Hazretlerine:

- Siz kimsiniz, diye sordu. O da Basra'lı olduğunu söyledi.

- Bana, benim affedilmediğimi haber vermeye mi geldin; dedi.

- Nereden bildin?

- Rüyamda söylediler.

- Allah senin haccını niçin kabul etmeyip, affetmiyor?

- Ben, mübarek Ramazan ayının ilk gecesi büyük bir günah işledim. İçki içip sarhoş olmuştum. O haldeyken babam gelip beni kaldırmak istemiş. Ben babamın gözüne vurup kör etmişim. Babam da bana kırılıp "Allah senden razı olmasın" diye beddua etmiş. Sabah olunca annem bana bu olanları anlattı. Yaptıklarıma pişman oldum. Gidip şarap küpümü kırdım. Allah için bol bol sadaka verdim. Kaç tane köleyi hürriyetine kavuşturdum. Her yıl hacca gitmeye başladım. Fakat her sene bir kişi senin gibi bana gelip "Allah senin haccını kabul etmedi. Seni affetmiyor" der.

- Senin baban hayatta mı?

- Hayattadır. Falan yerde ikamet etmektedir.

Malik Hazretleri gencin babasını bulur. Adam, nur yüzlü bir zattır. O vardığında Kur'an okumaktır. Malik Hazretleri'ni tanıyınca çok sevinir ve:

- Ya Malik, ben de seni görmeyi çok arzu yordum. Bir isteğin varsa hemen söyle, yerine getireyim, dedi.

Malik bin Dinar Hazretleri, isteğini şöyle anlattı:

- Farzet ki kıyamet kopmuş. Herkes kendi derdine düşmüş vaziyette. O sırada senin evladın Abdürrahman'ı tutup cehenneme atıyorlar.

Bunun üzerine adam ağlamaya başladı.

- Ben onu affettim. Hakkımı da helal ettim. Madem tanıyorsun git söyle.

Malik Hazretleri gence gitti ve müjdeyi verdi:

- Baban seni affetti. Hakkını helal etti.

Genç o kadar sevindi ki, sevincinden hemen bayılıverdi. Bu arada babası da geldi .

- Ey evladım, Allah sana azap etmesin, dedi . Bu arada genç kıpırdadı, bazı hareketlerde bulundu. Babası telaşa kapıldı, ölüyor zannetti. Malik Hazretleri'ne, Kelime-i Şehadet getirmesini söyledi. Oğlunun da duyup Kelime-i Şehadet getirmesini istiyordu. Malik Hazretleri bir iki kere Kelime-i Şehadet getirdiyse de söylemedi. Bu arada gözünü açıp:

- Baba gel, sen de benim gözümü çıkarda, suçum kıyamete kalmasın, dedi.

Babası:

- Yok evladım ben sana hakkımı helal ettim, dedi. Malik Hazretleri sordu:

- Ya Abdürrahman, ben Kelime-i Şehadet okudum ama sen benimle beraber okumadın?

Nasıl okuyabilirim ki. Başımda iki melek dikiliyordu. Ellerinde ateşten sopalar vardı. Sonra babam hakkını helal ettiğini söyleyince bir melek daha gelip yeşil bir bezle yüzümü sildi. Artık Kelıme-i Şehadet getirebilirsin, baban senden razı olduğu için Allah da razı oldu" dedi.

Daha sonra annesi ve kız kardeşi geldiler. Ağlıyorlardı. Abdürrahman, ağlayan annesini ve kız kardeşini gördü. Tekrar düştü ve hareketsiz kaldı. Baktılar ki ruhunu teslim etmiş.


Dini Hikâyeler

Ali Eren


16 Haziran 2018 Cumartesi

Bayramlık Elbise


Hercai


Abdülaziz devrinde Tıfli Hasan adında tuhaf ve garip fıkralar anlatan bir nekre vardı. Bu adam son derece hazırcevap, hoşsohbet ve pervasızdı. Tıfli, bir bayram günü, ileri gelen devlet adamlarından birini, konağına tebrik etmeye gider. Orada önemli bir atiyye (hediye) koparmayı da ümit etmektedir. Ne var ki ev sahibi, kendisine bir azizlik yapmak için plan kurmuştur. Tıflî tam konaktan çıkacağı sırada uşaklardan biri, kendisine bir eşek semeri uzatır.

"Efendi hazretleri bunu size, bayramlık olarak ihsan etti," der.

Tıflî, hiç sesini çıkarmaz. Semeri alır, bir de temenna eder. Sokak kapısının önünde semeri sırtına geçirip yürümeye başlar. Tıflî, kendisini merakla seyredenlere şu ilginç cevâbı verir:
- Efendi hazretleri eksik olmasınlar, bayramlık elbisesini fakire ihsan ettiler.


Tebessüm Ve Tefekkür

Dursun Gürlek

Ne Haldeyiz?




Ariflerden birisi, bayram günü bir topluluğun yanına uğramıştı. İnsanlar oyun oynuyorlar ve gülüşüyorlardı. O arif bunları görünce dedi ki: "Eğer orucunuz kabul olunmuşsa, Allâhü Teâlâ'ya şükretmeniz gerekir. Bu hâl ise şükredenlerin hâli değildir. Eğer kabul olunmamışsa Allah'a yalvarmanız gerekirdi. Fakat bu da yalvaranların hâli değildir."


Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî


15 Haziran 2018 Cuma

Bayram Namazı


Çanakkale



12 Ağustos 1915 arefe günü; Mehmetçiklerimiz 12 Temmuz'dan bu yana yazın kavurucu sıcağına, savaşın yakıcı harına rağmen bir ay oruç tutmuşlar ve savaşın ölüm kokan havası içinde bayram yaparak hayat bulmaya hazırlanıyorlardı.

Aynı gün 57. Alay Kumandanı Yarbay Hüseyin Avni Bey karargâh çadırı etrafındaki tepelerde koyun sürüsünü andıran beyazlıkları
görünce, emir subayına onların ne olduğunu sormuştu.
Aldığı cevap ise manidardır; "Kumandanım; malum yarın bayram, askerimiz bir ay oruç tuttu. Şimdi de bayram yapmaya hazırlanıyor, çamaşırlarını yıkayıp serdiler! Onlar Allah'ın huzuruna temiz elbiselerle çıkmak istiyorlar."

13 Ağustos Ramazan Bayramının birinci günü idi. Düşman; gemi, uçak ve balonlardan askerimizin her hareketini adım adım takip ediyordu. Bayram namazı kılınırken, top atışlarıyla bütün alay birkaç dakika içinde yok edilebilirdi. Onun için Hüseyin Avni Bey; Alay imamı Konyalı Hafız H. Fehmi Efendi 'yi çağırttı ve askerlere bayram namazı kılınamayacağını duyurup askeri ikna etmesini istedi. Fakat taburlardan ve bölüklerden hiçbir askerin bunu asla kabul etmeyeceği belliydi. Alay kumandanı Hüseyin Avni Bey için çok sıkıntılı ve karar vermesi zor bir andı.

Saatler geçmek bilmiyordu. Hüseyin Avni Bey askerinin nasıl bir tepki verebileceğinin hesaplarını yapıyordu. Öyle ya; bütün çaresizliğe rağmen asker bir matara su, bir kaç incir, üzüm ve kuru bir peksimetle orucundan vazgeçmemişti.

Alay imamı Hafız Hasan Fehmi, tekrar Hüseyin Avni Bey'in yanında soluğu aldı ve "Aman kumandanım askerin daha fazla üzerine gitmeyelim. Eğer bayram namazını men ederseniz askerin morali bozulur, katiyen harp etmez. Bekleyelim hele sabah olsun" dedi.

Bayram namazının kılınmayacağını sabahleyin tebliğ etmek üzere anlaşıp ayrıldılar ve istirahata çekildiler.
Sabah alaca karanlıkta Hüseyin Avni Bey çadırından çıkınca gözlerine inanamadı! İlkbahar ve sonbaharın iklim hadisesi olan sis bu sıcak yaz ortasında bütün yarımadayı bir yorgan gibi kaplamıştı. İman ve ihlâs kutusu kahraman kalplerin nazı, Yüce Allah katında kabul görmüştü.

Huşu içinde bayram namazı kılındı ve herkes birbirinin bayramını tebrik etti.

Asker aylardır sıcak bir tas çorbaya hasret yarı aç yarı tok düşmanla savaşmış, bir taraftan da kavurucu Ağustos sıcağına aldırış etmeden orucunu tutmuştu.

Bayrama özel bütün imkânlar seferber edilmiş, Kakmadağı'ndan sıcak bulgur çorbası getirtilmişti. Daha bir kaç kaşık içilmemişti ki, sis de görevini bitirip gitti.

Önce top ve makinalı tüfekler patladı! İki cephe arasında şiddetli bir çarpışma yaşandı. Akşamüzeri olduğunda 57. Alayımız o gün de destan yazdı ve her zamanki gibi başlarında kumandanları Hüseyin Avni Bey olduğu halde Alay'ın tamamı şehitler bahçesinde ikinci bayramlarını kutluyorlardı!



Dur Yolcu

Salim Dağ


14 Haziran 2018 Perşembe

Fıtır Sadakası


Manolya


Osman b. Affan (r.a.) bayram namazından evvel fıtır sadakasını vermeyi unutmuştu. Kefaret olarak bir köle âzad etti. Sonra Peygamberimizin yanına gelerek "Ey Allah'ın Resulü! Ben, bayram namazından evvel fıtır sadakasını vermeyi unuttum. Kefaret olarak bir köle âzad ettim." dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
"Ey Osman! Yüz köle âzad etmiş olsan bile bayram namazından evvel verilen fıtır sadakasının sevabına erişemezsin."


Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî

13 Haziran 2018 Çarşamba

Din İle Dünyalık Elde Etmek


Kubbe


Musâ aleyhis-selâm'a hizmet eden bir adam dâima : "Mûsâ Safiyyul'lah şöyle dedi, Mûsâ Neciyyu'llâh böyle buyurdu, Musâ Kelîmu'llah böyle anlattı." diye bir çok servet elde etti. Bir ara Mûsâ aleyhi's-selâm bu adamı kaybetti, ne kadar aradı ise de izini bulamadı. Bir gün boğazından ip bağlı siyah bir domuz olduğu hâlde bir adam Mûsâ aleyhi's- selâm'a geldi. Hazret-i Mûsâ ondan da bu adamı sorunca : "Aradığın adam bu domuzdur." dedi.

Mûsâ aleyhi's-selâm; "Yâ Rab, şunu insân kılığına bir çevir de domuz olmasının sebebini kendisinden sorayım." diye Allahu Teâlâ'dan dileyince, Allahu Teâlâ : "Yâ Mûsâ , Âdem' in ve Âdem'den sana kadar gelenlerin duasını yapsan da bu dileğini kabul etmem, ancak niçin suretini çevirdiğimi sana haber vereyim: "O, dîn ile dünyalık peşinde koştuğu için böyle oldu" buyurdu."


İhya-u Ulûmiddîn

İmam Gazâli


12 Haziran 2018 Salı

Hayvanların Kabir Azabını İşitmeleri


Eşek


Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Neccar oğullarına ait bir bostan içinde ve kendine ait katırı üzerine (binekli olarak) bulunduğu sırada biz de yanında bulunuyorduk. Katır birden bire ürkerek yoldan saptı ve koştu. Az kalsın Resûl-i Ekremi sırtından yere atacaktı. Bir de baktık ki orada altı, yahut beş, yahut da dört tane mezar bulunmaktaydı.

Resûlullah (s.a.v.) bu kabirlerin sahiplerini (yani burada yatanları) kim tanıyor? diye sordu. Bir zat ben tanıyorum, diye cevap verdi. Peygamber  (s.a.v.) de:
—  Bunlar ne zaman öldüler? buyurdu.

O zat da:
— Onlar müşrik olarak öldüler, dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz:
—  Şüphe yok ki bu ümmet kabirleri içinde imtihan olunmaktadırlar (yani azap çekmektedirler). Eğer ölülerinizi toprağa gömmeyi terketmeniz endişesi olmasaydı bu kabirlerden işitmekte olduğum kabir azabından birazını sizlere işittirmesi için muhakkak Allah'a dua ederdim, buyurdu.



Ölüm, Kıyâmet, Âhiret Ve Âhir Zaman Alâmetleri

İmam Şa'rani


10 Haziran 2018 Pazar

Kur'an Sevgisi





Adamın biri, gözleri görmeyen bir dervişin evine misafir olmuştu. Evde, rahlenin üzerinde bir Kur’an olduğunu gördü ve hayret etti. Çünkü, derviş yalnız yaşıyordu, âmâ idi ve evde kendisinden başka kimse bulunmuyordu.

Üzerinde durmadı ve sebebini de sormadı. Fakat merak etmedi de değil. Gece yarısı olduğu zaman Kur’an sesiyle uyandı. Baktı ki, âmâ olduğu için gözleri görmeyen ev sahibi rahlenin başına geçmiş Kur’an okuyor. 

Öyle ki, okuduğu yerleri parmağıyla da takip ediyordu. Dayanamayarak sordu:

- Sen, gözleri görmeyen bir adamsın. Nasıl oluyor da Kur'an'a bakarak okuyabiliyorsun? Üstelik parmağınla da takip ediyorsun.

Derviş cevap verdi:

- Allah isterse her şey olur. Ben Kur'an okumayı çok seviyorum. Fakat gözlerim görmüyor. Allah'a dua ettim. 

"Ya Rabbi, Kur’an okurken benim gözlerimi aç ki Kur’anı elime alıp okuyabileyim" dedim. Allah benim bu duamı kabul buyurdu. Ne zaman okumak için Kur'an'ın başına oturursam gözlerim açılır ve ben Kur'an'a bakarak okurum.



Dini Hikayeler

Ali Eren


9 Haziran 2018 Cumartesi

Hz. Ömer (R.A.)




Hz. Ömer emîrliğe geçtiği vakit, kızı Hz. Hafsa babasını tebriğe geldi. Babasının arkasındaki hırkada on iki yama görünce, «Gözümün nuru babam! Bu hırkayı bir fakire verseniz de kendi arkanıza bir yeni hırka yapsanız olmaz mı?» diye sordu.

Hz. Ömer «Kızım, sen Fahr-i Âlemin zevcesi idin ve ona bizden yakındın. Onun bu dünyadan neler çektiğini bilirsin. O, dünyayı hor ve hakîr gördü. Ahirete giderken, yâ Ömer, mahşer günü bana ve Hz. Ebu-Bekir'e kavuşmak istersen bizim yolumuzdan ayrılma, diye vasiyet etti» dedi.



Menâkıb-ı Ciharyâr-ı Güzîn

Mehmet Gavsi

7 Haziran 2018 Perşembe

Yanında Anıldığı Halde Peygambere Salavat Getirmeyen


Minber


Câbir Bin Abdullah (r) anlatıyor:
"Rasulullah (s) minbere çıkmıştı. O, birinci basamağa çıkınca orada "amin" dedi. Sonra ikinci basamağa tırmanıp orada "amin" dedi. Sonra üçüncü basamağa tırmanıp orada da "amin" dedi. Bunun üzerine sahabiler dediler ki:

"Ya Rasulullah! Üç defa "Amin" dediğini duyduk." Rasulullah (s) buyurdu ki: "Ben, minberin birinci basamağına çıkınca Cebrail gelip şöyle dedi:
"Bir kul, Ramazan'a girip çıktığı halde günahları affedilmemişse bedbaht olsun. Bunun üzerine ben de ona "amin" dedim. Sonra şöyle dedi: "Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen bir kul bedbaht olsun. Ben de ona "amin" dedim. Sonra şöyle dedi: "Sen yanında anıldığında sana salât okumayan kul bedbaht olsun. Ben de "amin" dedim."



Edebü'l Müfred

İmam Buharî

6 Haziran 2018 Çarşamba

Susuzluk


Gül


"Misbâhu'z-Zalâm" adlı kitapta nakledildiği üzere, Şeyh Ebû Abdullah el-Mühtedî demiştir ki:

Beytullâh'ı haccetmeye varmıştım. Haremde bir adamla görüştüm. O, bana su içmediğini söyledi. Ben sebebinden sual ettim. Şöyle dedi: "Bunu sana haber vereyim. Ben Hılle halkından ve şialık taslayan bir kabileden bulunuyorum. Bir gece uyumuştum. Kıyametin koptuğunu gördüm. Halk son derece tasalı ve susuzdu. Bana da susuzluk dokunmaya başladı. Resûlüllah (s.a.v.)'in havuzu başına vardım. Hazreti Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.a.e.)'nin hepsini orada buldum. Onlar halka su dağıtıyorlardı. Ben, önce Hz. Ali'ye vardım. Zira ben onun üstünlüğü üzerine yol göstericilik yapıyordum. Kendisine vardım. O benden yüz çevirmişti. Ebû Bekir (r.a.)'e vardım, o da benden yüz çevirdi. Ondan sonra Ömer (r.a.)'e gittim, o da yüzünü döndü. Onu takiben Hz. Osman'a vardım, o da benden yüz çevirdi. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) mahşerde durmuş, halkı Havz-ı Kevser'e sevk ediyordu. Efendimiz'e vardım:
- "Ya Resûlallâh susuzluk bana çok dokundu. Bana su vermesi için Hz. Ali'ye vardım, benden yönünü çevirdi" dedim. Efendimiz:

- "O sana nasıl su verecek? Sen, benim arkadaşlarıma buğz etmektesin" dedi.

Ben:
- "Ya Resûlallâh, benim için tevbe imkanı yok mu?" dedim.

O:
- "Evet vardır. Hakkıyla Müslüman ol, tevbe et de ben sana Havz-ı Kevser'den su vereyim, ondan sonra artık susamazsın" dedi.

Ben de elim, Resûlüllah Efendimizin eli üzerinde olduğu halde tevbe ettim. Bana, bir bardak su verdi. Onu içtim. Uyanmışım. Artık susuzluk hissetmiyordum. O halim devam etti. İçmek istersem içiyorum, istemezsem içmiyorum. Kavmimin yanına vardım. Onlardan hakkı kabul edip dönüş yapanlardan başka herkesten uzaklaştım.


Şevâhid'ül-Hak'dan Vehhâbîlere Cevaplar

Yusuf Nebhânî

5 Haziran 2018 Salı

Bir Hıristiyan Kızının Hakikati Dile Getirip Babasını Susturması


Ay


Şeyhimden işittim buyurdu ki:

- Hıristiyan olan bir adamın küçük kızı bir gün gökte parıldayan ay'a bakarak, babasına sordu:
«Babacığım, bu ayı kim yarattı?»

Babası parmağıyla orada bulunan salib (haç)ı göstererek, «İşte bu yarattı..» diye cevap verdi. Bunun üzerine o küçük kız haçı tutup yukarı kaldırdı ve boşluğa bırakıverdi. Haç yere düştü. Kız bir haça, bir de babasına bakarak dedi ki :
«Bu salib kendini boşlukta tutamadığına göre, ay'ı yaratıncaya ve boşlukta tutuncaya kadar kim onu boşlukta tutup yardımda bulundu?»

Babası ona kızdı ve ağır sözler söyledi.

Bunun üzerine şeyhime sordum:
- Efendim dedim, bu küçük kız müslüman mıydı?
- Hayır, dedi.
- Sonraları müslüman olmadı mı?
- Hayır.
- Peki ona bu haklı, parlak ve nurlu itiraz nereden?
- Hak ehlinden bazısı orada hazır bulunuyordu. Kıza nazar kılıp gönlünü harekete geçirdi. Kız böylece konuştu. Allah daha iyisini bilir.


El-İbrîz

Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri





Not: Şeyhden kasıt Abdülaziz Debbağ hazretleri. Talebesi soruyor.


4 Haziran 2018 Pazartesi

Yüzleri Güneş Gibi Parlayan Kavim


Çoban Mustafa Paşa


Denir ki "Kıyamet günü olduğunda yüzleri yıldızlar gibi parlayan bir kavim toplanır. Melekler onlara "Sizin amelleriniz ne idi?" diye sorarlar.

Onlar:
"Bizler ezanı işittiğimizde abdeste kalkardık. Başka şey bizi meşgul etmezdi" derler.

Sonra yüzleri ay gibi olan bir kavim daha toplanır. Meleklerin sorusundan sonra şöyle derler:
"Bizler vakitten evvel abdest alırdık".

Sonra yüzleri güneş gibi parlak bir kavim toplanır. Onlar da:
"Bizler ezanı mescitte dinlerdik" derler.



Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî


2 Haziran 2018 Cumartesi

Şikâyet Kime?




Ölüm meleği, mü'minin ruhunu alınca kapının eşiği üstünde bekler. O sırada ev halkından kadınların kiminin elleri ile yüzüne vurması, kiminin saçını başını yolup dağıtması, kiminin de eyvah diyerek bağırıp çağırması gibi çığlık ve feryatlar olur.

Bunun üzerine ölüm meleği:
— Bu sabırsızlıkla telâşlanılması, üzüntü gösterilmesi nedendir? Allah'a yemin ederim ki ben, sizden birinin ömrünü eksiltmedim, sizden herhangi birinin rızkını alıp götürmedim, sizden herhangi bir kimseye de bir haksızlık etmedim. Eğer şikâyetiniz, öfkeniz haksız olarak bana karşı ise, benim işim yüce Allah'a aittir. Çünkü ben kahredici, ezici kuvvetin emri altında memur bir kulum. Eğer şikâyetiniz Rabbınıza karşı ise, o takdirde sizler O'na karşı kâfirlersiniz. Ve muhakkak ki» benim için sizlerin yanına, sizden hiçbir kimseyi (sağ) bırakmayıncaya kadar tekrar tekrar gelmek olacaktır, der.


Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî