30 Mayıs 2018 Çarşamba

Malınızı, Zekât Vermekle Kale İçine Alın


Eskihisar Kalesi


"Malınızı, zekât vermekle kale içine alın. Sadaka ile hastalıklarınızı iyileştirin. Dua ve yalvarışla bela nevilerine göğüs geriniz."


İmâm Hasen (r.a.)'in rivayetine göre: Resûlüllah (s.a.v.) bir gün yukarıdaki hadisi sahabeye anlatırken Peygamberin yanından bir hristiyan geçmişti. Bu anlatılanı ondan işitince gitti zekatını verdi ve dedi ki:

"Eğer söylediği şey doğru olup malım ortağımla birlikte geri    gelirse müslüman olacağım. Eğer doğru konuşmuyorsa kılıç ile onun karşısına çıkacağım."

Adamın ticaret kafilesinden "Bizi yol kesenler soydu, mallarımızı ve develerimizi" aldılar diye mektup geldi. Hristiyan bu haberleri duyduğunda "Muhammed mallarınızı zekât vererek kale içine alınız" demişti ama yalan söyledi.

Sonra kılıcını yanına alarak Resûlüllah'ı öldürmek niyetiyle yola çıktı. Fakat yolda kervan ortağından gelen mektupta "Üzülme, ben kervanın önündeydim. Bütün kervan soyuldu, malları ve hayvanları alındı. Biz ise yolda devenin ayağı zahmet çektiği için geride kaldığımızdan dolayı mallarımızla ve canlarımızla kurtulduk." yazıyordu.

O kişi bu mektubu okuyunca "Bu adam doğru söylemiş" dedi ve Peygamber'in yanına gelerek "Ey Muhammed, sana selâm olsun, bana islam'ı anlat" dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) ona islam'ı anlattı ve o kişi islam'a girdi ve güzel bir şekilde müslümanlığı yaşamaya başladı.


Resûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Zekâtı vermeyenin namazı da yoktur."



MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî


29 Mayıs 2018 Salı

Kendisinde Hayır Olmayan


Tesbih


İmam ez-Zâhid es-Seyyid el-Muğnî (r.h.) babasından şöyle aktarmaktadır:

"Musa (a.s.) birgün Rabbisine "Ya Rabbi! Mahlukatı yarattın ve onları nimetinle terbiye ettin. Sonra onları kıyamet gününde cehennemine koyma!" diye yalvardı. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ O'na şöyle vahyetti:
"Ey Musa! Kalk ve biraz ekin ek!

Musa (a.s.) ziraat yaptı ve tohumları suladı, başında durdu, hasatlarıyla uğraştı, anbara yerleştirdi.

Allâhü Teâlâ buyurdu ki:
- "Ey Musa! Ziraatına ne yaptın?"

Dedi ki:
-"Onu kaldırdım."

Allah:
-" Ondan hiçbir şey terkettin mi?" buyurdu. "Hayır yâ Rabbi! Ancak işe yaramayanı ayırdım." dedi.

Bunun üzerine Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu:
-"Ey Musa! İşte ben kendisinde hayır olmayanı ateşe sokarım!"

- "Kimdir o ya Rabbi!" dedi.

Allâhü Teâlâ:
-  "O kimse "Lâ ilahe illallah Muhammedü'r Resûlullah" demekten geri duran kimsedir."




MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî


27 Mayıs 2018 Pazar

İbretlik Hikaye


Aslan


Abdülmelik bin Mervan, ülkesinde baş gösteren veba hastalığının zararlarından korkarak büyük bir üzüntüye düşmüş ve gizlice kaçmaya niyyet ederek, bir gece kölelerinden birisini yanına alarak şehirden çıkmış. Bir müddet yol aldıktan sonra, halifeye uyku bastırmış. Kölesine:

- Bana uykumu kaçıracak güzel bir şeyler anlat! Emrini vermiş. Köle, hoşa gidecek hikayeler bilmediğini söyleyerek özür dilemişse de, halife ısrar etmiş ve nihayet köle şu hikayeyi anlatmış:


Bir tilki, aslana gelerek:

- Ben zayıf bir hayvanım. Diğer vahşi hayvanlardan ve kuşlardan çok korkuyorum. Beni himayene al, senin muhafazan altında biraz rahat edeyim, diye rica etmiş. Aslan da tilkiyi himayesi altına almış. Bir müddet, yanında gezdirip rahat ettirmiş. Bir gün, havada bir kara kuş görünmüş. Tilki bu kuşun kendisine saldıracağını anlayarak aslana sığınmış. Aslan da:

- Korkma! diyerek onu teselli etmişse de, kara kuş havada dolandıkça, tilkinin korkusu da artmış. Aslana o kadar sokulmuş ki, aslan da bu haline acıyarak onu arkasına almış. Havada bu hali gören kuş, birden süzülmüş ve tilkiyi aslanın arkasından kaparak havalandırmış. Zavallı tilki kara kuşun pençesinde yükselirken aslana hitaben feryat edermiş:

- Ey koruyucuların babası! Hani sözleşmemiz ne oldu?

Aslanda kendisine şöyle cevap vermiş:

- Seninle sözleşmemiz; yeryüzünden gelecek saldırılara ve belalara karşı seni koruyacağıma dair idi.
Halbuki, bu bela sana gökten geldi. Benim, gökten gelecek belaları def etmeye gücüm yetmez.

Halife, kölenin bu hikayesini dinledikten sonra, tövbe ve istiğfar ederek, ülkesine dönmüş ve bu beyti okumuş:

Mukadder olan işlerden korkup kaçsan da, o seni mutlaka arayıp bulacaktır.



Mecmâ'ul Âdâb

Sofuzade Seyyid Hasan Hulûsi

26 Mayıs 2018 Cumartesi

Azrail'in (a.s.) Ölüm Meleği Olması


Bursa Botanik Bahçesi


Allah Teâlâ, kendisine yerin toprağından bir (parça) şey getirmesi için Cebrail'i (a.s.) göndermişti. Müteakiben Cebrail bir şey almak üzere yeryüzüne gelince, yeryüzü kendisinden toprak alınmaması hususunda Allah'a sığınmış da Cebrail ona dokunmamıştır.

Arkasından Allah Taâlâ Mikâili (a.s.)  göndermiş. Yer, ondan da Allah'a sığınınca o da yere dokunamamış. Sonra Allah Taâlâ Azrail'i (a.s.) göndermiş. Yer, ondan da Allah'a sığınmış, fakat o yerin sığınmasını dinlemeyerek ondan toprak alıp götürmüş. (Hadîsin devamı)  şöyle rivayet edilmiştir:

Allah Taâlâ, Azrail'e:
—  Yer, senden çekinmedi mi? diye sormuş. Azrail de:
—  Evet çekindi, demiş.

Yüce Allah:
— Arkadaşların ona merhamet ettikleri gibi sen de yere merhamet edeydin, buyurmuş.

Azrail de:
—  Ya Rab! Sana itaat etmekliğim, ona merhamet etmekliğimden bana daha lüzumludur, demiş. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah:
—  Artık git. Sen ölüm meleğisin. Onların canlarını almak üzere seni vazifeli kıldım, buyurunca Azrail ağlamaya başlamış.

Müteakiben Allah Taâlâ:
—  Seni ağlatan nedir? diye sormuş.

Azrail (a.s.) de:
—  Ey Rabbim! Şüphesiz ki, Sen bu halkdan peygamberler, temiz (evliya)lar ve resuller yaratacaksın ve muhakkak ki Sen, kendilerine ölümden daha kötü, daha fena bir şey olmayan bir ahali yaratacaksın. Binaenaleyh onlar beni tanıdıkları zaman bana öfkelenerek bana söğüp sayacaklar, demiş.

Yüce Allah da:
—  Ben ölüm için hastalıklar, sebepler ve ağrılar yaratacağım ki onlar bu ağrı ve sancılardan dolayı seni hatırlamayacaklar bile, buyurmuş ve arkasından ağrıları ve diğer ölüm çeşitlerini yaratmıştır.




ÖLÜM, KIYÂMET, ÂHİRET VE ÂHİR ZAMAN ALÂMETLERİ
İmam Şa'rani


23 Mayıs 2018 Çarşamba

Kurtçuğun Tesbihi




Rivayet olundu:

Mûsâ Aleyhisselâma, Firavunu imana davet etmesi için vahiy nazil olduğu zaman; Mûsâ Aleyhisselâmın kalbi, ehli (ve ailesinin) hallerine bağlandı. Ve:
-"Ya benim ailemin işlerini kim yürütecek?" dedi.

Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri, Mûsâ Aleyhisselâma asâsını (orada bulunan) bir kayaya vurmasını emretti. Mûsâ Aleyhisselam asasını kayaya vurdu. O ikiye bölündü. Ve içinde ikinci bir kaya daha çıktı. Sonra Mûsâ Aleyhisselam asasını o kayaya da vurdu. O da ikiye bölündü. Ve içinde üçüncü bir kaya daha çıktı. Sonra Mûsâ Aleyhisselam, asâsıyla o kayaya da vurdu. O üçüncü kaya da ikiye bölündü, içinde bir kurt çıktı. O kurdun ağzında da gıdanın yerine geçerli olan bir şey vardı; onu yiyordu.

Mûsâ Aleyhisselâmın kulağından manevî perdeler kalktı. Mûsâ Aleyhisselam, o kurdun sesini işitti. Şöyle diyordu:

“Sübhane men yerânî ve yesmeu kelâmî ve ya’rifü mekânî yezkürunî ve lâ yensânî.”

-"Noksan sıfatlardan tenzih ve tesbih ederim o Allah'ı ki, benim yerimi görüyor, sözümü işitiyor, mekânımı biliyor ve beni asla unutmuyor...."


Rûhu'l Beyan

İsmail Hakkı Bursevî


21 Mayıs 2018 Pazartesi

Son Nefeste İmân


Üsküdar

Eski Mısır'da ezan okumakta olan salih, iyi bir kimse vardı. Mescidin civarında da Hıristiyan bir kız vardı. Derken bir gün müezzin yüksek yerden bu kızı görüp onu baştan çıkardı ve (muayyen) bir zamanda buluşmak üzere onunla anlaştılar. Nihayet kız kendisine (evinin) kapısını açınca o adam kıza:
—  Muhakkak ki sen kalbimi (yaraladın, beni) dünya ile âhiret işlerinden alakoydun, dedi.

Kız kendisine:
—  Ne istiyorsun? diye sordu.

O adam:
—  Seninle evlenmek istiyorum, dedi.

Kız:
—  Sen benim dinime girmedikçe annemle babam (buna) asla razı olmaz, dedi.

Bunun üzerine müezzin Hıristiyan kızın dinine girdi. Sonra şehre bakmak için kızın evinin terasına çıktı. Akabinde de terastan düşüp Hıristiyan olarak öldü. Neticede müezzinlik yapan bu iyi kimse, hem (dünya)  arzusuna kavuşamadı, hem de Müslüman olarak ölemedi.

Biz Allah'tan (dünyada da âhirette de) afiyet isteriz.





ÖLÜM, KIYÂMET, ÂHİRET VE ÂHİR ZAMAN ALÂMETLERİ
İmam Şa'rani



19 Mayıs 2018 Cumartesi

Orucun Hikmeti




Allâhü Teâlâ "Sizin üzerinize oruç kılındı" buyurmaktadır. Orucun meşru kılınması hikmeti hakkında denilmiştir ki: Allâhü Teâlâ  mahlukatı yaratmadan evvel aklı yaratmıştı. Nitekim Resûlüllah (s.a.v.) "Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır" buyurmuştur.

Sonra Allâhü Teâlâ akla "gel" buyurdu. 0 da hemen geldi. Sonra ona "git" dedi. Hemen gitti. Sonra ona "Sen kimsin ve ben kimim?" buyurdu. Akıl: "Sen Rabbimsin ve ben senin zayıf kulunum" dedi.

Allah Teala şöyle buyurdu: "Ey akıl! Senden daha izzetli bir mahluk yaratmadım." Sonra Allah Teala nefsi yarattı ve ona "gel" dedi. Nefis ise icabet etmedi, sonra ona "Sen kimsin ve ben kimim?" dedi. Nefis "Ben benim ve sen de sensin" dedi. Allah Teala bundan dolayı ona yüz sene cehennem ateşi ile azap etti. Sonra ona tekrar "Sen kimsin ve ben kimim?" dedi. Nefis yine "Ben benim, sen de sensin" dedi. Sonra onu yüz sene açlık ateşine attı. Sonra onu çıkartıp yine ona sordu. Artık nefis kendisinin kul, Allah'ın Rabbi olduğunu ikrar etmişti. Bundan sonra Allah nefsin terbiyesi ve kahrı için oruç tutmayı ona vacip kıldı.


MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî


18 Mayıs 2018 Cuma

Dünya Malı


Ekmek


Hz. İsa, bir adam ile birlikte bir nehir kenarına geldiler, yemek için oturdular. Yanlarında üç parça ekmek vardı. Birini Hz. İsâ, diğerini adam yedi. Hz. İsa su içmek için nehir kenarına gidip geldiğinde kalan ekmeği göremedi. Ekmeğe ne olduğunu sorunca, adam - bilmiyorum- dedi.

Yollarına devam ettiler. Hz. İsâ'dan iki mucize zuhur etti. Her seferinde adama "Sana bu mucizeleri gösteren Allah için -ekmeğe ne oldu-" diye sordu, o da bilmiyorum dedi.

Sonra bir düzlüğe geldiler. Hz. İsâ biraz kum ve toprak alıp "Allah'ın izniyle altın ol" dediği gibi altın oldu. Altını üçe taksim etti ve: Biri senin, biri benim ve diğeri de ekmeği alanındır, deyince, onu da ben aldım, dedi.

Hz. İsâ altının hepsini yalan söyleyen adama bırakıp ondan ayrıldı.
Bu sırada iki kişi gelerek altını gördüler, almak istediler. Adam, onlardan emin olmak için, gelin bunu üçe taksim edelim, dedi, razı oldular. Sonra içlerinden birini yiyecek almak için şehre
gönderdiler. Şehre giden adam altına tama' edip aldığı yiyeceğe zehir karıştırdı. Kalanlar da altın için geleni tuzağa düşürüp öldürdüler, sonra getirdiği yemeği yediler, öldüler. Altın meydanda, o üç ölü de etrafında kaldı.

Bir vakit sonra Hz. İsa oradan geçerken yanındakilere olanları bildirip: "işte dünya böyledir, ehline böyle yapar, ondan sakınınız." buyurdu.


GÜZEL AHLAK
Fazilet Neşriyat


17 Mayıs 2018 Perşembe

Cömertlere Büyük Müjde


Yuvacık Barajı


Hadis-i Şerifte varid oldu:

"Kıyamet gününde dört sınıf insan hiç hesap görmeksizin cennetin kapısına gelirler.
1- Cömert,
2- Âlim,
3- Şehid,
4- Hacı

Haccını ifsâd etmeksizin hac yapan hacı.
Savaşta şehid düşen şehîd.
Cömertliğine asla riya karıştırmayan (Allah yolunda gereğince infak eden) cömert.
İlmiyle amel eden âlim...

Bunlar, ilk önce cennete girme konusunda münazaa edip konuşurlar....)

Onların aralarında adaletle hüküm etmesi için Allâhü Teâlâ hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm'ı gönderir.
Cebrail Aleyhisselâm şehîde sorar:
-"Sen dünyada ne yaptın ki, (onun sebebiyle) böylece herkesten önce cennete girmek istiyorsun?".

Şehid:
-"Ben Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsı için savaştım ve savaşta (düşman tarafından ölürüldüm) şehîd oldum!" der.

Cebrail Aleyhisselâm yine sorar:
-"Sen Allah yolunda öldürülen kişilerin, şehidlerin cennete gireceklerini kimlerden işitip öğrendin?"

0:
-"Alimlerden!" der.

Cebrail Aleyhisselâm:
-"Edebini muhafaza et! Sana ilim öğreten kişilerin önüne geçme!" der.

Sonra Cebrail Aleyhisselâm aynı soruyu hacı ve cömert kişilere de sorar....
Hacıya sorar:
-"Sen dünyada ne yaptın? Ta ki onun sebebiyle cennete girmek istiyorsun?"

Hacı:
-"Binbir rahmetle haccettim! Haccıma ifsat karıştırmadım. Haccıma riâyet ettim!" der.

Cebrail Aleyhisselâm:
- "İfsat etmeksizin haccetmenin karşılığının cennet olduğunu kimlerden öğrendin?"

Hacı:
- "Âlimlerden!" der.

Cebrail Aleyhisselâm, cömert kişilere sorar:
- "Sen dünyada ne yaptın ki onun sebebiyle herkesten önce cennete girmek istiyorsun?" der.

Cömert:
- "Helalden kazanmış olduğum malı; içine riya (gösteriş katmaksızın) Allah rızâsı için, Allah yolunda, İslâm dininin kalkınması için infak ettim!" der.

Cebrail Aleyhisselâm ona;
- "Helalden kazanılan malın Allâh yolunda infak etmenin ve cömert olmanın karşılığının hesapsız olarak cennet olduğunu kimlerden öğrendin?" der.

0 da:
- "Âlimlerden!" der.
Bunun üzerine Cebrail Aleyhisselâm her ikisine de:
-"Edebinizi koruyun! Size ilim öğretenlerin önüne geçmeyin!" der.

(Böylece Cebrail Aleyhisselâm önce âlimin cennete girmesi için hüküm etmiş olur....)

Sonra âlim şöyle der:
-"Allâhım! Sen biliyorsun ki, ben ilmi ancak cömertlerin cömertliklerinin sayesinde tahsil ettim! Ve sen çalışan (ve sâlih amel edenlerin) amellerini asla zayi etmezsin!" der.

Allâhü Teâlâ hazretleri de;
-"Âlim doğru söyledi! Ey Ridvân, cennetin kapısını aç; önce cömertler girsinler.........." der.



RÛHU'L BEYAN
İsmail Hakkı Bursevî


16 Mayıs 2018 Çarşamba

Bunca Günahımıza Rağmen


Bursa Botanik Bahçesi


Bir gün Şâh-ı Nakşibend Hazretlerinden keramet göstermesini istediler; Şöyle buyurdu:

-"Bunca günahımıza rağmen yeryüzünde yürüyebilmemizden daha açık keramet mi olur!"



Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye


15 Mayıs 2018 Salı

Ramazan-ı Şerifte Çalgı, Eğlence


Miniaturk


Vakti zamanında saltanat sahibi bir padişah var idi. O zatın Ramazan ayında davulculara ve çalgıcılara ikindi namazından akşama kadar vakit ne ile geçsin ve açlık ve susuzluk anlaşılmaması için şarkılar söylenmesini ve müzikler çalınmasını emrederdi. Çünkü oruçlu kişi tam bu vakitlerde açlık ve susuzluğun tesirini anlamaya başlar bu vakti neşe ile ve eğlence ile geçirdiğinde açlığı ve susuzluğu da tatmamış olur.

Bir gün kâmil şeyhlerden birisi oradan geçerken bu hali gördü ve kendi kendine:
-  "Gidip şu hatayı kaldırmalı ve padişahı gafletten uyandırmalıyım. Çünkü bu vakit iftarın yaklaştığı vakittir. Bu vakit rahmet ve mağfiret vaktidir. Müslümana böyle bir şey yapmak yakışmaz." diyordu.

Bunları içinden geçirdikten sonra padişahın sarayına gitti ve içeri girdi. Şarkıcıları dövüp, çalgıları kırdı. Padişahta o mecliste bu yapılanların hepsini görüyordu. Şeyhe öyle kızdı ki hemen tutuklanmasını emretti. Onu yakalayıp getirdiklerinde şeyhe dedi ki:
- Bu uygunsuz işi nasıl yaptın."

Şeyh de:
- "Bu yaptıklarınızın hepsi de caiz olmayan işlerdir. Biz böyle şeyleri ortadan kaldırmak için emrolunduk." dedi.

Padişah:
- "Peki benden korkmadın mı?" dedi. Bunun üzerine Şeyh:
-  "Senden gelecek musibete sabrederim. Allah-ü Teala buyuruyor ki:
-  "Sana isabet edecek şeye sabret." Senden asla korkmam. Çünkü sen kulumun kulusun."

Şeyhin bu sözleri üzerine Padişahın etrafındakiler "Eyvah! Şeyh aklını yitirdi" demeye başladı. Şeyh ise:
-  "Hayır, ben aklımı yitirmedim, bilakis o gerçekten kulumun kuludur. Çünkü insan iki çeşittir; birisi nefsine galip olup istediği ibadete yönledirirken sonradan ona mağlup düşen. İkincisi de o insandır ki nefsi kendisine galip gelip beden memleketine vali kılandır. Artık ey padişah hangi kısımdan olduğunu kendin düşün."

Bu söz üzerine padişah bir hayli düşündü ve:
- "İkinci kısımdanım" dedi.

Şeyh dedi ki:
- "İşte nefis benim kölemdir. Sen de nefisin kölesisin. Öyle ise sen kölemin kölesi olmuş oluyorsun." Padişah şeyhin sözünü iyice anlamıştı. Tövbe edip doğru yolu buldu.



MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî


13 Mayıs 2018 Pazar

Zulüm


Faruk Yalçın Hayvanlar Alemi


Ariflerden birinden şöyle hikâye edilir:

Bir kolu omuzundan kesilmiş bir adam gördüm. «Benim bu halimi gören sakın kimseye zulmetmesin» diye bağırıyordu. Adamın yanına yaklaştım ve:
- Kardeşim başından geçen hâdise nedir, anlatır mısın?., dedim.

O:
- Benim başımdan geçenler ilginç bir kıssadır. Ben zâlimlerin avanelerindendim. Bir gün bir balıkçı gördüm, büyük bir balık yakalamıştı. Balık dikkatimi çekti, adamın yanına vardım:

- Bu balığı bana ver, dedim.

- Veremem, ben bunu satıyor, parası ile de ailemin nafakasını temin ediyorum, dedi. Ben adamı dövdüm ve zor kullanarak elinden balığı aldım. Balığı evime götürürken yolda parmağımı ısırdı. Eve geldiğimde balığı bıraktım. Parmağımı sıkmaya başladım. Çok acıyordu, ağrısının ve sızısının şiddetinden gece uyuyamadım. Elim şişmeye başladı, sabah hemen doktora gittim, durumumu arzettim.

Doktor:
- Parmağın kangren olmuş, kesmek gerekiyor yoksa elin de kesilir dedi. Parmağım kesildi. Sonra ağrısı elime vurdu. Gece uyuyamadım, acısından yerimde duramıyordum, kurtarın diye bağırıyordum. Bana:

- Dirseğe kadar kestir denildi. Ben de kestirdim. Sonra sızısı pazuya vurdu. Pazum daha fazla ağrıyordu. Kolunu omuzundan kestir dediler, aksi halde bütün vücuduna sirayet eder. Bu ara birisi bana, duyduğum acının sebebini sordu. Ben de balık kıssasını adama anlattım. O zat bana:

- Eğer sen ilk sızıyı duyduğunda balığın sahibine gidip helâllik alıp onu razı etse idin kolun parça parça kesilmezdi. Durma, sızı bedenine sirayet etmeden derhal balıkçıya git gönlünü al dedi. Ben her yerde balıkçıyı aramaya başladım. Bulunca ayaklarına kapandım. Ayaklarını öptüm, ağlıyordum.

- Ey efendim, Allah aşkına beni bağışla diye yalvarmaya başladım.!

- Kimsin sen?

- Ben senden zorla balığı alan zavallıyım dedim ve macerayı anlattım kolu mu gösterdim. Adam kolumun vaziyetini görünce ağlamaya başladı ve sonra:

- Kardeşim, uğradığın bu belâdan dolayı sana hakkımı helâl ettim, dedi. Ben:

- Efendim, Allah için söyle. Elinden balığı alınca aleyhimde dua ettin mi?

- Evet: «Allah'ım bana verdiğin nafakayı şu adam zorla elimden aldı. Onun zatında bana kudretini göster» diye ilticada bulundum.

Ben:
- Ey efendim, Allahü Teâlâ benim zatımda kudretini sana gösterdi. Ben zâlimlere yapmakta olduğum hizmetten Allah'a tevbe ediyorum, onların kapılarına dönmeyeceğim, yaşadığım sürece onların yardımcılarından olmayacağım inşaallah, dedim.


Kitabül-Kebâir

İmam Zehebî

Bedir Yayınevi

11 Mayıs 2018 Cuma

Şefaat


Çilek Çiçeği


Zavallı bir köle, bazı hayır ehline başvurarak hürriyetine kavuşturulması için efendisi yânında teşebbüse geçmelerini dilemişti. Fakat hayır sahibi aradan bir seneden fazla bir zaman geçmesine rağmen bu köleye olumlu cevap vermemişti. Sonra bir gün o zat bu köleyi yanına alıp onun efendisine gidiyorlar.

Hürriyetine kavuşturulması için ondan ricada bulunuyor, adam da itiraz etmiyor ve köleyi derhal âzâd edip hürriyetine kavuşturuyor.

Bu durumda köle fazlasiyle seviniyor ve yüzünde beşaret belirtileri bütün anlamıyla hissediliyordu. Sonra köle, şefaatçi zata dönüp soruyor:
- Efendi Hazretleri! Neden şefaatinizi bu kadar geciktirdiniz? Size
başvurduğumda buna teşebbüs etseydiniz bir sene önce hürriyetime kavuşmuş olurdum. Yine de bu gecikmenin mükâfatı sizin terazinizde olsun, ama neden bu kadar geciktirdiğinizi bir türlü anlayamadım.

Hayır sahibi zat ona şu cevabı veriyor:
- Biz kendimiz bir işi, ameli, hayrı yapmadıkça başkasına «gel şu hayrı, bu ameli yap» demeyiz. Sen bana başvurduğunda, yanımda âzâd edecek kölem bulunmuyordu. O günden sonra bir köle satın alıp hürriyetine kavuşturmayı düşündüm ve bunun için para biriktirdim. Arzulanan miktar elimde toplanınca bir köle alıp âzâd ettim ve sonra hemen senin efendine baş vurup şefaatte bulundum. O da benim rica ve şefaatimi kabul edip seni hürriyetine kavuşturdu. Eğer köle satın alıp âzâd etmeden önce efendine başvurmuş olsaydım, şefaatimi kabul edeceğini sanmıyorum.
Allah daha iyisini bilir.


EL-İBRÎZ
Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri


9 Mayıs 2018 Çarşamba

İçkinin Kötülüğü




—  Resûl-i Ekrem (sallâllahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:

— «Sizler içki içmekten sakınınız. Çünkü içki büyük günahların anasıdır. Ve şu muhakkak ki sizden önceki milletlerden Allah'a ibadet etmekte olan bir zat vardı. Derken bu zata azgın bir kadın gönlünü bağladı ve kendisine hizmetçisini gönderdi. Hizmetçi (o zatın yanına gelince) kendisine:

—  Hanımefendim, kelime-i şehadet telkin etmen için seni davet ediyor. Adam da cariye ile birlikte gitti. Hizmetçi kız hangi kapıdan içeri girdiyse onu kilitlemeye başladı. Nihayet hizmetçi o zatı, yanında bir çocuk ile büyük bir çanak şarap bulunan güzel bir kadının yanına götürdü. Müteakiben kadın bu zata:

—  Ben seni, kelime-i şehadet telkini için, davet etmedim. Lâkin ben seni bana zina etmen için, yahut da şu şaraptan bir bardak içmen veya şu çocuğu öldür(mek suretiyle günah işle) men için çağırdım dedi. O zat (o devirde henüz içki haram kılınmadığı için):

—  Sen bana şarap içir çünkü o bana (bunların) en hafifidir, dedi. Azgın kadın ona bir kadeh içirdikten sonra adam:

—  Daha ver (yani artır) dedi. Bunun üzerine kadın ona şarap içirmekte devam etti. Nihayet içki o zata tesir ederek hem kadına zina etti, hem de çocuğu öldürdü. Binaenaleyh içki içmekten sakınınız. Çünkü içki içmeye devam etmekle iman vallahi bir araya gelmezler. Muhakkak onların birisi diğerini çıkarmaya başlar»




ÖLÜM, KIYÂMET, ÂHİRET VE ÂHİR ZAMAN ALÂMETLERİ
İmam Şa'rani




8 Mayıs 2018 Salı

Marifet



-"Tebriz'de meşhur bir adam vardı. Kendisine "Arif ( marifet sahibi) deniyordu. O kişi birgün bâzı gerçek ariflerin meclisine gitti. Ona sordular:
-"Adın nedir?"

O:
-"Adım Mahmûd! Fakat bana arif denilmektedir," dedi.

Ona:
-"Sen kendi zâtını tanıdın mı ki sana arif deniliyor," diye sordular.

O kişi:
-"Ben meşâyih (şeyhlerin) ve sofıyyenin (tasavvuf ehlinin) makalelerinden (sözlerinden bahseden) çok kitab okudum," diye cevab verdi.

Ona şöyle dediler:
-"Bu (senin okudukların) onların sözleridir. Senin için ne var?"

İnsan içindekiler ile amel edip hakikatlerini anlayıp hakîkî olarak gerçekleştirmedikçe mücerred (sadece kitab) nüshaları hiç bir şey ifade etmez. Bu durum, ticâret ile meşgul olmasına izinli bir kölesinden mektub alan tüccarın hali gibidir. Köle, efendisine yazdığı mektubunda: Ben şunu şunu satın aldım. Ve aldığı mallar ile ilgili olarak tafsilatlı bir şekilde efendisine haber verir; (fakat mal ortada yok.) Sadece bu iş mektubu ile efendisi ticâret yapmaya kadir olamaz. Kölenin almış olduğunu iddia ettiği ticâret malı efendisinin eline geçmedikçe velev ki bir müşteri topluluğu mal almak için işyerine girseler bile efendisi, kölenin aldığını iddia ettiği malları satamaz. Müşteriler ancak, hayal kırıklığını görürler. Çünkü müşterilere eşyanın arzedildiği yerde ticâret eşyası yerine, mücerred o eşyanın isimlerinin ve vasıflarının okunması bir fayda sağlamaz.



RÛHU'L BEYAN
İsmail Hakkı Bursevî



6 Mayıs 2018 Pazar

Cemaat


Eyüp Sultan Camii


Rivayet olundu ki: Adamın birisi Resûlüllah'ın (s.a.v.) yanına geldi ve dedi ki: "Ben rüyamda bir elimde yirmi dinar, öteki elimde de dört dinar olduğunu gördüm. Yirmi dinar elimden düştü ve o dört dinar da kırmızılaştı."

Resûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki:
-"Yatsı namazını cemaatle kıldın mı?"

Adam: - "Hayır!" dedi.

Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
-"Elinden düşen dinarlar cemaatin faziletidir. Evinde kılmış olduğun şeyi temsil eden dört dinarı da kaçırdın,  kabul olunmadı."



MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî

4 Mayıs 2018 Cuma

Selâmetin Kıymetini Belaya Uğrayan Bilir




Bir padişah dil bilmez bir köle ile gemide gidiyordu. Köle, daha önce deniz görmemiş, gemi yolculuğunun sıkıntılarını çekmemişti. Dolayısıyla ya boğulmak korkusu ya da deniz tutması sebebiyle ağlayıp inlemeye, feryat figan edip titremeye başladı. Ne kadar iyilikle yaklaştılarsa da bir türlü sakinleşmedi.

Hâl böyle olunca padişahın keyfi kaçtı, bir hayli canı sıkıldı. Gemi sakinleri kölenin bu sıkıntısını ve padişahın keyifsizliğini gidermeye çare bulamadılar.

Köleyi bir türlü sakinleştiremediler ki padişahın keyfi yerine gelmiş olsun.

Gemide yolculuk eden bir âlim, padişaha şöyle dedi:
- Eğer buyurursanız ben onu susturayım; ağlayıp inlemesini keserek sıkıntısını gidereyim.

Padişah:
- Çok iyi olur, deyince âlimin sözünü dinleyip köleyi denize attılar.
Bir hayli su yuttu, denize epeyce dalıp çıktı. Sonra, tutup gemiye geri çektiler.

İki eliyle dümene yapıştı. Geminin üstüne çıkar çıkmaz, bir köşede oturup sakinleşti. Önceki ağlayıp inlemesinden eser kalmadı.

Âlimin bu akıllıca hareketi padişahın hoşuna gitti ve:
- Bu hareketindeki hikmet nedir? diye sordu.

Âlim şöyle dedi:
- Bu adam daha önce boğulma tehlikesi yaşamamıştı, dolayısıyla sağlık ve selametin değerini bilmezdi. Boğulma tehlikesi yaşayıp ölümden kurtulunca, gemide sağlık ve afiyet içinde oturmayı büyük nimet bildi.

Zaten selamet ve afiyetin kıymetini ancak belaya uğramış kimse bilir.


GÜLİSTAN'DAN SEÇMELER



3 Mayıs 2018 Perşembe

Lâ ilahe İllallah Muhammedür Resûlullah




Hikâye olundu ki: İbrahim Vâsitî Arafat'ta idi. Elinde yedi tane taş vardı. Onlara şöyle dedi: "Ey taş parçaları! Şahid olun ki ben Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in (s.a.v.) onun kulu ve Resulü olduğuna şehadet ediyorum."

İbrahim Vâsitî o gece uykusunda şöyle gördü: Kıyamet kopmuş, kendisi hesaba çekilmiş ve ateşe atılmasıyla emrolunmuş. Onu ateşten bir kapının önüne getirmişler. O sırada o taş parçacıklarından biri kendisini ateş kapısının önüne atmış. Bunun üzerine bütün azap melekleri oraya o taşı kaldırmak için toplanmışlar. Ne kadar uğraştılarsa kaldıramamışlar. Sonra onu hangi ateş çukuruna getirdilerse de önünü o taş parçacıklarından biri kapatmış. Melekleri engelleyen taş parçaları bir taraftan da "La ilahe illallah Muhammed'ür Resûlullah" diye ses çıkartıyorlarmış.

Sonra melekler o kulu Arş'a sevketmişler. Allah'ın huzuruna geldiğinde ona şöyle buyurulmuş: Taşlar sana şahit oldular ve hakkını ziyan etmediler. Öyleyse ben senin hakkını nasıl harcayayım. Ki ben senin şehâdetine şahidim."

Allâhü Teâlâ sonra meleklere "Onu cennete sokun!" diye buyurdu. Kul ne zaman ki cennete yaklaştı kapılarını kapalı buldu. "La ilahe illallah" şehadeti geldi ve kapılar açıldı ve cennete girdi.

Bu anlatılan hikaye Resûlüllah'ın (s.a.v.) şu hadis-i şerifine manen uygundur:
"Kim,  Lâ ilahe İllallah Muhammedür Resûlullah, derse Allâhü Teâlâ onu ateşe haram kılar."



MECÂLİSÜ'L ENVÂRİ'L AHMEDİYYE VE MECÂMİİL-ESRÂRİL MUHAMMEDİYYE
Abdüllatif Harpûtî


2 Mayıs 2018 Çarşamba

Ondan Başka Gidecek Yer Yoktur


Katırtırnağı Çiçekleri


Hz. Süleyman salavatullahi âlâ nebiyyina ve aleyhi hazretlerinin bir küçük çocukları öldü. Buna çok üzüldüler. Allahü Teala, kendisini teselli için insan kılığında iki melek gönderdi ve bu iki melek Hz. Süleyman'ın huzurunda muhakemeye başladılar. Birisi dedi ki:
- Bu kimse, benim ektiğim taze ekinimin içine girdi, ayağı ile çiğneyerek telef etti.

Hz. Süleyman (a.s.), ikincisinden sordu. O da cevaben:
- Ekinin ekildiği yer, herkesin gelip geçeceği bir yerdir. Herkesin yolu üzerine neden ekmiş? dedi. O yerden başka gidecek yol yoktur, ben de bunun için çiğnedim.

Hz. Süleyman (a.s.), davacıya dönerek:
- Sen de, herkesin gelip geçeceği yol olduğunu bildiğin halde, niçin ektin? diye sordu ve şu cevabı aldı:
- Sen de bilirsin ki, ölüm ahirete gidilecek tek yoldur. O yoldan herkes gelir, geçer. Bunun böyle olduğunu bildiğin halde, o yol üzerinde ölen çocuğun için neden inler, sızlanırsın?

İki melek de birden kayboldular.



Mecmâ'ul Âdâb

Sofuzade Seyyid Hasan Hulûsi



1 Mayıs 2018 Salı

Allah'ı (C.C.) Aramak


Miniatürk


İbrahim Ethem (ks.) hazretleri  bir gece devlet tahtında mışıl mışıl uyuyordu. Sarayın tavanında bir ayak sesi işitti. Yerinden kalktı. Dağınık bir halde... Kendi kendine söylendi:
-"0 kim ola? Damda olan acaba kimdir?" "Bu vakitte sarayımızın damına çıkan kimdir?

Cevâb geldi:
-"Ey cihân şâhı! Devemi kaybettim. Ben fakir ve müflis yaşlı bir kişiyim!

Şah olduğu yerinde güldü.
-"Sarayın damında deve ne gezer?"dedi.

İkinci cevâb geldi:
-"İyi bahtlı genç! Hiç aranır mı Allah, tahtta yatmakla? Eğer sen yiyerek, uyuyarak ve rahatına bakarak Allah'ı ararsan; ben de damın köşesinde deve ararım!...

İbrahim Edhem gizliden bu sesleri ve öğütleri işitti. Hiç şüphesiz dünyadan feragat etti. Menzil, makam ve mevkilerinden tecrid eden bir yola girdi. Sonra bütün âlemlerde makbul bir kişi oldu....



RÛHU'L BEYAN
İsmail Hakkı Bursevî