26 Kasım 2020 Perşembe

Cennet Ve Cehennem


Güzeldere Şelalesi/Düzce



Allâhü Teâlâ hazretleri, Cebrail aleyhisselama emretti. Onu cennete gönderdi. Ona:
Git cennete bak! Ve Cennet ehli için hazırladıklarıma bak!"

Cebrail aleyhisselam gitti ve geldi. Cebrail Aleyhisselâm:
-“Ya Rabbi! Senin izzet ve celâline kasem olsun ki cenneti işiten her bir kimse mutlaka ona girecektir, (cennete girmek için çalışacaktır)." dedi.

Allâhü Teâlâ hazretleri, cenneti hoşlanmayan (ve nefsin ikrah ettiği şeylerle) kapladı. Ve sonra Cebrail Aleyhisselâma:
-"Bir daha git cennete bak!" dedi. Cebrail Aleyhisselâm gitti cenneti bu haliyle gördü ve döndü:
-"Ya Rabbi! İzzetine kasem olsun ki korkarım hiçbir kimse cennete giremeyecektir!" dedi.

Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, Cebrail Aleyhisselâmı cehennem ateşine gönderdi. Ve buyurdu:
-"Cehennem ateşine bak! Ve cehennem ateşinde cehennem ehli için hazırladıklarıma bak!" dedi.

Cebrail Aleyhisselâm gitti. Cehennemi ve azabını görüp döndü. Ve dedi:
-"Ya Rabbi! İzzet ve celâline kasem olsun ki, cehennem ateşini işiten hiçbir kimse cehenneme girmeyecektir…"

Allâhü Teâlâ hazretleri, cehennem ateşini nefsin hoşlandığı şeylerle bezedi. Ve sonra Cebrail Aleyhisselâm'a:
-"Git bir daha cehenneme bak," dedi.

Cebrail Aleyhisselâm gitti ve döndü:

Yâ Rabbi! izzet ve Celâline kasem olsun ki, gerçekten çok korktum. Korkarım ki cehenneme girmeyen hiçbir kimse kalmayacaktır...." dedi.


RÛHU'L BEYAN
İsmail Hakkı Bursevî


21 Kasım 2020 Cumartesi

Tuz Yüklü Eşek


Bursa



Tuz yüklü bir eşek çaydan geçiyordu, ayağı kayıp suya yuvarlandı. Tuz suda eridi. Eşek ayağa kalktığında yükünün hafiflediğini görüp ayağının kaydığına çok sevindi.
Bir gün de sahibi eşeğe sünger yükledi. Eşek, yükün suda hafiflediğini öğrendi ya, çaya varır varmaz ayağı kaydığı gibi suya seriliverdi. Süngerler suyu içtikçe şişip şişip ağırlaştı, o kadar ki eşek bir türlü kalkamadı, ölüp gitti.

İnsan hayattaki sorumluluğunu sorgulamalıdır. Bu sorumlulukların getirdiği yükler de vardır. Eğer taşıdığı yüklerin özelliklerini bilirse şartlarla mücadele etmesi daha kolay olur.

Aslına bakarsanız, tuz yüklü eşeğin hikâyesinin özünde bir kriz yönetimi dersi var. İnsan suya düştüğünde "Boğulmadan buradan nasıl çıkarım?" diye düşünür. Kriz geçtikten sonra ise öğrendikleri hakkında kafa yorar. Eşek burada bir kriz yaşamış ve yükünü hafifleterek avantajlı olarak çıkmış. Böylelikle "Suya düşmek iyidir" diyerek yanlış bir sonuç çıkarmış. 

Yükünün niteliğini düşünmediğinden, daha sonra sünger taşıdığında önceki krizden yanlış ders çıkardığı için ikinci krizde hayatından olmuş.

Çincede "kriz" kelimesi iki karakterden oluşur; "tehlike" ve "fırsat" karakterlerinden. Yani krizin olduğu yerde tehlike de vardır fırsat da. Kriz anında risk değerlendirmesi yapılmasının önemi büyüktür. Eşek suya ilk düştüğünde yükünün tuz olduğunu, yükün o yüzden eridiğini bilseydi, sünger taşırken de süngerin suyu çekebileceğini düşünüp risk değerlendirmesini yapacaktı. Ya da burada eşek kendi aklına güvenmeyip yükü yükleyene bir sormalıydı. 

Demek ki insan sadece kendi aklına güvenirse hatalara düşebilir. İnsanın kendi bildiklerini de sorgulaması gerekir. Bunu yapmadığı zaman eşeğin konumuna düşebilir. O yüzden kişi "Ben her şeyin en iyisini yaparım" gibi bir önyargıyla kendini değişime kapatmamalıdır. Kriz anında belki de tek başına bunun altından çıkmak yerine yanımızdakine danışmak da önemlidir.


Prof. Dr. Nevzat Tarhan


18 Kasım 2020 Çarşamba

Biz De 3 Olduk




Fakir bir köylünün, buğdayı kalmamıştı. Düşündü, taşındı, nihayet köyün en zengini olan Dursun Ağa'dan biraz buğday istemekten başka çare bulamadı. Ağanın hoşuna gitmesi için bahçesindeki kazı kesti, yoldu ve kızarttı. Daha sonra götürüp Dursun Ağa'ya takdim etti.
Dursun Ağa, kızarmış kazı aldı ve köylüye dedi ki:

- Allah senden razı olsun köylü baba! Kaz getirdiğine pek memnun oldum. Fakat benim bir zevcem, iki oğlum ve iki de kızım var. Şimdi bu kazı kimseyi gücendirmeden nasıl pay edeyim?

Köylü cevap verdi:
- Ben pay ederim.
Köylü, bıçağı eline alıp kazın kafasını kopardı ve Dursun Ağa'nın önüne koydu:
- Sen bu evin başısın, işte sana bir baş. Sonra kuyruğunu keserek hanıma verdi:
- Hanımım, sen de evde oturup kilere, mutfağa bakmaya mecbursun. Sana da oturak tarafını veriyorum, dedi.
Kazın ayaklarını koparıp oğullarının önüne koydu:
-  Bu küçük ağalar, baba malını idare etmek için her gün tarlaya, bağa bahçeye giderler.
Onlara da ayakları veriyorum.
Nihayet kanatları keserek kızlar için ayırdı:
- Ağa! Kızların evde temelli değiller, bir gün olup koca yurduna uçacaklar. Kendilerine kanat yakışır, dedi.

Köylü, işini bitirdikten sonra. "Şu kalan da benim olsun." diyerek kazın gövdesini kendisi aldı. Dursun Ağa, köylünün bu akıllılığından memnun kalıp kendisine buğday ile bir miktar para verdi. Fakir köylü, halinden memnun ve müteşekkür olarak oradan ayrıldı.

Bu vak'ayı, hali vakti yerinde fakat açgözlü olan bir köylü işitip beş kaz kesti. Bu kazları kızartıp Dursun Ağa'ya götürdü. Dursun Ağa, kazları alıp:
-  Kazları hediye ettiğinden ötürü pek memnun oldum. Fakat ben, zevcem, iki oğlum ve iki kızımla birlikte altı kişiyiz. Bu kazları nasıl bölüşelim ki hepimizin payları bir olsun, dedi.

Açgözlü köylü, bir müddet düşündü. Nasıl pay edeceğini bir türlü bulamadı. Dursun Ağa. fakir köylüye haber gönderip getirtti ve kazları pay etmesini emretti. Fakir köylü, bir kaz alıp ağaya verdi. "Sen, zevcen ve bu kaz, üç oldunuz" dedi. Bir kazı da oğullarına vererek "Siz de şimdi üç oldunuz" dedi. Üçüncü kazı kızlara gönderdi ve "Onlar da şimdi üç oldular" dedi. Kalan iki kazı kendisi alarak "Biz de üç olduk, artık kimsenin kimsede hakkı kalmadı" dedi. Ağa, köylünün bu akıllı hareketinden bir kat daha memnun olarak ona bir tarla bağışladı. Aç gözlü köylü ise meyus ve mahcup olarak evine döndü.


GENÇ HAYAT (Nisan 2020)