Kayıtlar

İlk Kurbanım

Resim
Ahmed bin İshak'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:                                                                
Benim fakir bir kardeşim vardı. Fakat fakirliğiyle birlikte her sene bir koyunu kurban olarak keserdi. O vefat ettiğinde iki rekat namaz kıldım ve şöyle dedim:

"Ey Allah'ım! Bana rüyamda kardeşimi göster! Ben onun durumunu soruyorum."

Derken abdestli bir şekilde uyudum. Ve rüyamda kıyametin koptuğunu ve insanların kabirlerinden kalkıp mahşer yerinde toplandıklarını gördüm. O anda gördüm ki kardeşim bir ata binmişti ve önünde dedim ki: Ey kardeşim Allah sana ne yaptı.

Dedi ki: "Allah benim günahlarımı bağışladı."

Dedim ki: "Neden bağışladı?

O da bana: "Allah yolunda yaşlı fakir bir kadına verdiğim bir dirhem sadakadan dolayı" dedi.

Bunun üzerine dedim ki:
— Bunlar (yanındakiler) nedir?

Dedi ki:
— Dünyadaki kurbanlardır. Bindiğim binek de benim ilk kurbanımdır.

Dedim ki:
— Peki sen nereye gitmeyi kastettin? Dedi ki:
— …

Rahip Barsis'in Hikâyesi

Resim
Rivayet olundu ki Allah Teâlâ Barsis hakkında:

«Onun hali şeytanın hali gibidir. Çünkü şeytan insana «Küfür et» der de o küfredince, «Ben hakikaten senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım» der», buyurmuştur (Haşr 16). 




Bu kıssanın özeti şöyledir:
Barsis  (adındaki rahip) delilik yahut da sar'a hastalığına yakalanan kimseye mesh edip dokunduğu zaman o hasta (Allah'ın izniyle) iyi olurdu. Derken hükümdarın kızının aklına bozukluk geldi. Bunun üzerine hükümdar kızını, halktan uzak yerde bulunan Rahip Barsis'in manastırında kalması için yanına gönderdi. Müteakiben İblis, Barsis'in yanına gelerek: —  Sen bu kıza zina et. Çünkü o artık hissini (şuurunu) kaybetmiştir, diye vesvese verdi. Barsis de kıza zina fiilini işleyince İblis kendisine; —  Kız senin bu (çirkin) fiili işlediğinin farkına vararak seni insanların arasında rezil etmesinden korkulur. Binaenaleyh sen bu kızı öldürüp (cesedini) şu kum yığınlarının içine gömüver.
Nihayet kızı istemek…

Hac'da Yapılan Dua

Resim
Ebu Derda'nın damadı Savfan Bin Abdullah anlatıyor:
"Şam'daki yakınlarımı  ziyarete gitmiştim. Kayınvalidem Ümm-i Derda'yı evde buldum; fakat kayınpederim Ebu Derda'yı orada bulamadım. Kayınvalidem bana sordu: "Bu sene hac etmeyi düşünüyor musun?"

Ben de: "Evet, düşünüyorum" dedim. Bunun üzerine kayınvalidem dedi ki:
"O halde Allah'a bizim için hayır dua eyle. Zira Rasulullah (s) şöyle buyururdu:
"Müslüman bir kimsenin, kardeşinin ardından yaptığı dua kabul olunmuştur. Onun başının yanında görevlendirilmiş bir melek vardır. O her ne vakit kardeşi için hayır dua ederse, görevli melek "amin" ve bir misli de sana olsun" der."

Daha sonra çarşıda kayınpederim Ebu Derda'ya uğradım. Kendisi de aynı hadis-i şerifi Rasulullah (s)'dan rivayet ederek söylemiştir.



Edebü'l Müfred
İmam Buharî

Ağaca Tapan İnsanlar

Resim
İkrime (r.a.) tarafından rivayet edilmiştir.

İsrâiloğullarından bir âbit vardı. Uzun yıllarını Allah'a kulluk ederek tüketmişti. Bir gün kendisine bir heyet geldi;

— Şurada birtakım kimseler var, Allah'ı bırakıp ağaca tapıyorlar, dedi. Âbit bu harekete kızdı. Baltasını aldı, o tapılan ağacı kesmek için yola koyuldu. Yolda bir ihtiyar şeklinde onu şeytan karşıladı. Aralarında şöyle bir konuşma başladı:
— Nereye böyle?
— Şurada bir ağaç var, onu kesmeye gidiyorum.
— Senin o ağaçla ne ilgin var? Nefsinle uğraşmayı, ibâdeti bıraktın, kalkıp başka şeylerle meşgul oluyorsun?
— Bu da benim için bir ibâdet sayılır.
— Ben de elimden geleni yapacağım, o ağacı sana kestirmeyeceğim.
Bundan sonra kavgaya başladılar. Âbit şeytanı tuttu yere vurdu. Göğsüne de oturdu. Şeytan yalvarmaya başladı:
— Beni bırak, sana faydalı bir söz söyleyeyim. Âbit kalktı, şeytan konuşmaya başladı:
— Allahü Teâlâ, sana böyle bir vazife vermedi; sana bunu farz kılmadı. Sen o ağaca ibâdet etmiyorsun ya, ona bak. …

Şöhret

Resim
"Tanınmak isteyen bir adam bilmiyorum ki rezil olmuş olmasın."



"Halk tarafından tanınmasını, şöhret bulmasını arzu edip seven kimse âhiretin tatlılığını bulamaz, yani âhiretin yüksek zevkine, eremez."

Bişr-i Hafî (k.s.)

Yanmayan Kemikler

Resim
"Hamam ocağını yakan birisi kemik yığınına rastlamıştı. Dedi ki: Onları ocağa attım, çıktım. Geri döndüğümde yanmamış olduklarını gördüm. Onları yine ocağa attım dışarı çıktım. Bu işi üç defa yaptım yine yanmadılar.

Bundan dolayı hayli sıkılmıştım. 0 esnada anlamadığım bir yerden birisi seslendi: "Sana yazıklar olsun! O kemikler on kere hacca gitmiş bir devenin kemikleridir. Onları nasıl yakmaya çalışırsın?"

Hac yoluna çıkmış bir hayvana bu kadar rahmet ve yumuşaklıkla davranılıyorsa hacca giden müslümana nasıl rahmet edileceğini sen düşün!



Mecâlisü'l Envâri'l Ahmediyye Ve Mecâmiil-esrâril Muhammediyye

Abdüllatif Harpûtî

Hâtem el-Âsamm

Resim
Ebû Abdi'llah el-Havvâs diyor ki: «Aramızda Hâtem olduğu hâlde sırtlarında yalnız yün cübbeleri bulunan azıksız, dağarcıksız 320 kişi ile hacca gitmek üzere yola çıktık ve Rey şehrine uğradık. Burada misafirperver, fakirleri sever, tüccardan bir zâta misafir kaldık. Bizi ağırladı. Sabah olunca Hâtem'e:
— Burada hasta bir fakîh var, onu ziyarete gideceğim, arzu ederseniz siz de teşrif edebilirsiniz, dedi.

Hâtem:
—  Hastayı ziyaret sevâb, fakihin yüzüne bakmak ise ibâdettir, siz kabul ettikten sonra ben de gelirim, dedi.

Hasta olan zat da Rey Kadısı Muhammed b. Mukatil idi. Evin önüne geldiğimizde baktık ki, mükemmel bir konak. Bunu gören Hâtem hayret ederek: »Âlim bir zâta mütevazı bir ev kifayet ederdi.» diye kendi kendine söylendi. İçeri alındılar. Mefruşatla süslenmiş geniş bir sofayı gören Hâtem'in hayreti biraz daha arttı. Nihayet yatak odasına kabul edildiklerinde, Hâtem baktı ki hasta, yumuşak bir döşek üzerinde yatıyor, başı ucunda hizmetçisi elinde yelpazeyi sallı…